Kahraman Büyük Fazıl Ve Vecihi Hürkuş

0

“Kahraman Büyük Fazıl: Türk havacılığının unutulmaz ve telafi edilmez bir kaybıdır. Onun İstanbul hava müdafaasındaki mertçe cür’eti bütün Türk gençlerinin kahramanlık destanıdır. İstiklal Savaşının hemen her noktasında yükselen kanatları aziz yurdumuzun müdafaasına açılmış bir kalkandı.Büyük zafere kadar yurt ödevlerinde çok iyi anlaştığım ve beraber çalıştığım bu büyük Türk genci kahramanlık meziyetlerini havacılık ilminde de geniş bir bilgi ile çerçevelemişti. İzmir’de ordumuza yeni havacı elemanlar verirken şehit oldu. 1888-1923.

Vecihi Hürkuş’un anılarından:

“… İşte bu mahrumiyet şartları altında 9.uncu Tayyare Bölüğü teşkil edilmiş bulunuyordu. Evvela şahısların kadrosu şöyle toplanmıştı. Başta bölük kumandanı Yüzbaşı Fazıl, Pilot Halil Bey ve ben, üç Türk, İki Alman ve bir Avusturyalı pilotlardık. Sonra malzeme meselesi: Albatros D III, Halberstadt, Nieuport ve Fokker D VII tiplerinde ne süratleri, ne kapasiteleri birbirine uymayan muhtelif tayyarelerden mürekkepti.”

“İstanbul Üzerinde Bir Hava Muharebesi:

“Umumi Harb’in son günleri idi. Hemen bütün cephelerden gelen haberlerinzehiri içinde bulunuyorduk. Bu sırada bir gün Çanakkale üzerinden altıdüşman tayyaresinin İstanbul istikametinde geçtiği, İstanbulKumandanlığından telefonla bildirilmişti.

“Arkadaşlarımızdan Halil izinli bulunduğu için, mevcut beş pilot ve beş tayyare ikinci haberi yerde hazır bekliyorduk. Saat 13.15’te haber geldi ve biz yerden ayrıldık. Daha ilk hareketimizde intizamsızlık başlamış ve esasen yerde iken bu uçuş hizmeti hakkında arkadaşlar arasında bir tek kelime bile görüşülmemişti. Düşman tayyarelerinin Çanakkale istikametinden geldiklerine göre, bizim için en müsait bekleme yeri Çekmece ve civarı havaları idi. Buna rağmen bütün arkadaşlar kalkar kalkmaz İstanbul üzerine doğru uçtular.

“Büyük Fazıl filo kumandanı idi.Fakat benden başka kendisini takip eden bulunmuyordu. Avusturyalı yerden kalktığından birkaç dakika sonra tekrar yere inmişti. İki Alman harbin son vaziyetleri karşısında bambaşka bir çalışma yolu seçerek boğazın kuzeyinde dolaşmayı tercih etmişlerdi.

“Payitaht müdafaa tablosu bu anda tamamen dağınık ve irtibatsız bir halde idi, ben kısmen olsun uçuşlarla bu irtibatı tesis imkânları etrafında çırpınıyor, fakat hiçbir suretle bu büyük hatamızı anlatabilmek yolunu bulamıyordum. Gerçi vaziyetin mesulü değildim. Ancak memleket müdafaasının bu fedakârlığı kıymetlendirmekle mümkün olacağına inanıyordum ki, işte bu imkânı göremiyordum. Bu suretle 1 saat 20 dakika düşmanın istikametini aramakla bekledim. Fakat henüz bir şey görünmüyordu.

“Yukarıda bahsettiğim gibi vasıtalarımızın birçok bakımdan birbirlerine uymayan hususiyetlerinden biri, o gün bir felaket halinde benim başıma gelmişti. Elimdeki tayyarenin azami uçuş müddeti bir buçuk saat idi. Bu halde havada kalmak için ısrar etsem, şehir üzerinde benzinsiz kalmak tehlikesiyle karşılaşacaktım. Bunun için derhal benzin alarak tekrar yükselmek üzere karargaha inmeye karar vermiştim. Doğru meydana indim ve yer hizmetinde bulunanlara benzin işareti verdim. Makinistlerin getirdikleri benzin depoma boşalırken, şimali garbimiz istikametinde ve takriben 20 kilometre kadar uzaktan İstanbul üzerine doğru gelmekte olan tayyareleri görmüştük.

“Hemen motörümü çalıştırdım, hasım tayyareler istikametine uçarak, süratle yükselmeğe başladım. Bir taraftan düşman tayyarelerini gözden kaçırmamağaçalışıyor, diğer taraftan da İstanbul üzerinde bulunan arkadaşlarımı arıyordum. Bu sırada düşman tayyarelerinde bir gayri tabiilik olmuştu! Şehre yaklaşmışlar ve belki de havadaki tayyarelerimizden bir veya birkaçını görmüşlerdi ki, düşman filosu açılmağa ve daha süratle seyre başladılar. Ben bu esnada Bakırköy şimalinde bulunuyordum ve irtifam henüz 1000 metreyi bulmuştu. Düşman filosu süratle İstanbul üzerinden geçerek bombalarını boşaltmış ve Sarayburnu üzerinden sağ tarafa kavis yaparak Marmara’ya doğru istikamet almıştı.İşte bu anda Üsküdar istikametinden yaklaşan bir tayyaremizin düşman filosu arasına karıştığını gördüm.

“Aramızdaki mesafe çok uzak olduğu için ne bu hareketi iyice görmek ve nede tayyarenin tabiyetini tefrik etmek mümkün olamamıştı. Uzaktan takip edebildiğim, bu gurup arasından ayrılan bir tayyarenin şimali garbi istikametinde süzülmeye başladığını gördüm. Kısa bir zaman sonra da ikinci bir tayyare İstanbul üzerinden aynı istikamette inişe geçmişti. Ben henüz kaybettiğim irtifamı kazanmakla meşgul ve düşmanın ricat hattı üzerinde uçuyordum. Düşman tayyareleri ile aramızda en az 1.000 metrelik bir irtifa farkı vardı ve onlar da bu irtifa farkından istifade ederek daha müsait bir mil dâhilinde azami süratleriyle üslerine dönüyorlardı.

“Bu vaziyette ve kısa bir zaman sonra üçüncü bir tayyareyi daha yakınımda gördüm ki, bu bir Fokkeridi. Pilotu Alman olan bu tayyare ile işaretleştik ve beraberce düşman tayyarelerini takibe başladık. Fakat bir kaç dakika sonra solumda bulunan bu arkadaş, bana bir kol işareti yaptıktan sonra, altıma daldı ve Yeşilköy istikametinde inişe başladı.

“Ben yalnız kalmıştım. Düşman filosu azami bir süratle ricat ediyordu.Bütün gayretlerime rağmen aramızdaki mesafeyi bir türlü kapatamıyordum. Bu suretle devam eden takip Silivri hizasına kadar uzadı ve nihayet süratler arasındaki büyük farkla yaklaşmanın imkânsızlığına inanarak üssüme döndüm. Yere indiğim zaman yanıma koşan arkadaşlardan Fazıl’ın ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığını işittim. Derhal tayyaremden atladım. Fazıl’ın tayyaresine yaklaştım. Her tarafı delik deşik olan tayyarenin bu enerjik hücumunda nasıl bir müdafaa ile karşılaştığı açıkça görülüyordu. Gerçi Fazıl yaralanmıştı, fakat düşmanın da bir rasıdını ortadan kaldırmıştı ki, sonradan anladık, bu ricatte azami süratin sebebi de bu imiş.

“Bu suretle kahraman Fazıl’ınyaralanması ile neticelenen bu hava muharebesi, hem

İstanbul müdafaasının ilk ve son menkıbesi ve hem de Umumi Harb’in son hava vazifesi olmuştu.

“Bu hadiseden takriben bir hafta sonra yurdumuzun her noktasının işgaligibi bir mütareke mukavelenamesi hükümlerine göre, hava istasyonumuz da İngilizve Fransız hava kuvvetleri tarafından işgal ediliyordu. Bütün tesisatarasından ilk zamanlarda bize küçük bir mahal terkedilerek tayyarelerimizdenbir kısmının kurulu kalmasına ve ara sıra antrenman uçuşu yapmamıza müsaadeedilmişti.”

“Bu feci akıbet ve esarete benzeyen müsaadeler nihayet iki ay kadar devam edebilmiş, fakat işgal kuvvetleri kumandanlığı, bu müsaadeyi de çok görerek Yeşilköy mıntıkasından bütün teşkilatımızın kaldırılmasını Harbiye Nezareti’nden istemişti. Bu resmi hicret pek acı oluyordu.Bütün malzemenin perişan hali, acele tahliyenin hazin bir nümunesi oldu.” Koca Hava Kuvvetleri’nin eşyası, Anadolu yakasında Maltepe istasyonu (Maltepe Stadı) civarına, yalnız malzemenin muhafazası bakımından naklediliyordu. Artık Türk havacılığı söndürülmüş, senelerin emekleriyle yetişmiş tayyarecilerimiz derin bir ümitsizliğe düşmüştü.

“Daha ziyade tahammül edemiyeceğim bu hal karşısında, ben de havacılığaveda etmiştim fakat bu havacılık yolu öyle saran bir yol ki, insanın bu zevkibenimsedikten sonra, bir daha terk etmesine imkân olmuyordu.

“Evet, tekrar ediyorum. İnsan,uçuculuğu ilim halinde anlayıp vazife halinde benimsedikten sonra bir daha bırakamıyor. İşte bu hazin vedanın kemirici, ölmeyen ızdırapları içinde normal yeni çalışma hayatıma rağmen, ümitle havacılık çığırının içtimai ihtiyaçlarına mı altında olsun doğmasına çalışmaktan bir an olsun hali kalmıyorduk ki, bugünkü Türk Hava Kurumu’nun esasları o çalışmaların neticesinde meydana gelmişti. Bu çalışmalarda beş kişilik bir gurup teşkil etmiştik.

Fotoğraf: 1- Tayyareci Fazıl Bey (Şehit), 2- Tayyareci Mazlum Bey, 3- Tayyareci Fehmi Bey (Şehit)

Düzenleyen: TAYYARECİ VECİHİ HÜRKUŞ MÜZESİ DERNEĞİ
Oluşturan: Bahadır Gürer

Facebook ile Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın