Bülten haberciliğine evrilen dijital medyanin geleceği ne olacak?

0

Türk yazılı medyasının hâlihazır durumu geçen hafta merkez medya (eskidendi ya) diye anılan cenahtaki yazarların kapışmasıyla meydana çıktı.

“Hürriyet yazarı Ayşe Arman bazı röportajlarının karşılığında ücret alıyormuş” ifadelerini kullanan Habertürk yazarı Sevilay Yılman’ın başlattığı tartışmaya, Ayşe Arman ve Hürriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal karşılık verdi.

(Bu yetmezmiş gibi bir de yatak meselesi çıktı, yine Hürriyet yazarı Ahmet Hakan ile Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç kapıştı. Yatak meselesine girmiyoruz yoksa satırlar yetmez.)

Bazı röportajların karşılığında ücret alınıyormuş tartışmasında araya giren Habertürk yazarı Fatih Altaylı, Sevilay Yılman’a destek verirken mecrayı başka yere taşıdı ve şöyle yazdı;

“Ayşe Arman’a iftira atılmıştır. Ayşe Arman röportajları için para almamaktadır. Parayı gazete almaktadır. Biz bunlara proje diyoruz. Yani reklam verenlerle yapılan anlaşmada sayfa sayfa reklam dışında bazı PR faaliyetlerine yardımcı olmak da var. Bazen bu kapsamda röportajlar da yapılıyor olabilir. Hürriyet’in söylemek istediği bu.” 

Demek ki her şeyin başı para. Para olmadan PR olmuyormuş.

“Sigaraya 15 TL veren halk niçin 1 TL verip gazete almıyor?” 

Hürriyet Gazetesi ve Demirören Medya İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal, “Günde 15 lira verip sigara alan, 5 liraya bir bardak çay içen okuyucu, 1 lira verip gazete okumuyorsa ortada büyük bir sorun var demektir.” ifadesini kullanınca medyadan tepki geldi;geldi ama kimse kendi üzerine alınmadı.

Soysal’ın itiraf niteliğinde açıklaması yazılı basının aczini ortaya koyarken, internet medyası sanki çok mu farklı? Tıklama sayısının oranı, internet medyasının kamuoyundaki rol modelini nereye taşıyor? Elbette iletişimcilerin akademik temelde inceleyecekleri bir konu ama ben kendi faaliyet alanımız olan havacılık temalı internet medyasında olan biteni  izliyoruz.

İnternet medyası günümüzde yeni medya ya da dijital medya olarak tanımlıyor.

Peki bu medya oluşumu yazılı basının  düşmanı mı ?

Evet düşmanı…

İster edin ister etmeyin böyle bir realite var.

Elektronik hız kağıdı yiyip bitiriyor!

Aslında yeni medya ya da dijital medya olarak adlandırılan yeni süreç, yazılı basının ipini çekiyor mu, bunu telaffuz etmek bazıları için çok zor ama gerçeğin ta kendisi olduğunu biliyoruz.

Yazılı medyanın haberleri elektronik ortamda geride kalıp, okuyucuların gözünde eskiyince yansıması da reklam gelirlerinin belirgin derecede azalması oluyor.

Dolayısiyle fatura çalışanlara kesiliyor.

Aynı durum internet medyasında süregeliyor ama çalışan sayısı çok az ve haber kaynaklarına gerek haber ajanslarından, gerekse yabancı kaynaklardan ki özellikle sosyal medya hesapları kanalıyla anında haber kaynaklarına ulaşması büyük bir avantaj. Onlarca internet haber sitesinin varlığı her ne kadar bir bolluğa işaret etse der, tıklanma sayısının ölçüsü oranında reklam pastasından pay kapmaya çalışıyorlar. Bazıları reklam alamayınca kaderine küsüyor; bazıları da iş yürüsün prestij olsun beklentisiyle yayınlarını sürdürüyor.

Olaya havacılık temalı internet siteleri açısından bakalım.

Genel habercilik yapan sitelerinden en büyük farkı, sektör alanın kısıtlı olması; üç beş havayolu ve havalimanı ile yer işleticilerinin haberlerini aktarması. Havalimanı muhabirliği en yoğun şekilde Atatürk Havalimanında yapılıyordu. İstanbul havalimanı devreye girince o da bitti ve yeni istikamet İstanbul Havalimanı oldu. Diğer belli başlı havalimanlarında  esamesine bile rastlanmıyor.

Havacılık medyasının reklam kaynakları son derece kısıtlı. Sektörde reklam verenler , reklama aslında ihtiyaç duymuyor, verse de vermese de fark etmiyor. Sempatik kanalların kullanılması yeterli. Kimseyle kötü olmaya gerek var mı? En fazla sosyal moral destekli bir banner reklam desteği verirsin olur biter.

Hangi PR hangi proje! Görmezlikten geldikleri dijital medyaya düşen bu.

En kötüsü hangi yarısı

“Reklama harcadığım paranın yarısı boşa gidiyor,ama işin en kötüsü hangi yarısı olduğunu bilmiyorum”

Efsanevi reklamcı David Ogily‘nin aktardığı bu söz 90’lı yıllara ait bir sürecin yaklaşım olsa bile bugün  güncelliğini koruyor. O zamanlar görsel ve yazılı basının güçlü aktörleri karşısında kendilerini güçsüz yetersiz gören reklam verenler, elektronik ortamın her iki medyayı alt etmesine az bir süre kalmasıyla birlikte yeni bir sistem oluşturmaya başladılar.

“Bülten gönder, reklamın olsun”

Şirketlerin Halkla İlişkiler şirketlerine hazırlattıkları yarı resmi haber ajansı kıvamındaki bültenleri, hem yazılı hem de dijital medyaya göndermeleri, medyanın da noktasına virgülüne dokunmadan yayınlamasıyla birlikte, kendi kendisinin kuyusunu kazan internet medyası, fasit daire içinde dönüp duruyor, dolayısiyle ne bağımsız olabiliyor ne de daha iyi yayın yapma yolunda bir adım atabiliyor. Bültenler haber yapma işlevinden başka  üstü kapalı reklam aracı ve PR hizmetleri yani bir taşla iki kuş vurma işlevini yaparken, bizler de deyim yerindeyse noter vazifesi yapıyoruz. İYİ İŞ…

Ne yapılmalı?

Çok kolay. Bülten yayınlamayı durdurmalı.  Bunu hep birlikte yapmalıyız. İşte o zaman reklam verenler biraz düşünebilir ve reklama harcadığı paranın hangi yarısının boşa gidip gitmediğinin hesabını da yapabilir.

Bunu gerçekleştirebilir miyiz? Zor ama olabilir. Ya süklüm püklüm bu işi sürdürür, milletin egosuna hizmet edersiniz, ya da bu diyardan gidersiniz. Öyle mi olsun?

Böyle gazetecilik sonumuzu getirir!

Getirir elbette. Başlık Habertürk yazarı Güntay Şimşek ait. Şimşek yazısının o bölümünde şunları yazmıştı.

Katılıyorum ve yazmadan edemiyorum.

Şimdi mi uyandınız?

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.