Bir pilotun dili kullanması ile o dilin nasıl öğretileceğini bilmek arasındaki görünmeyen mesafe
Yıllar önce bir pilotla yaptığım sohbet sırasında bana şöyle demişti:
“Havacılık İngilizcesi diye bir şey yoktur.”
Devamında söylediği şey de kabaca şuydu: Pilotlar zaten mesleki eğitimlerinin içinde bu dili öğreniyor, uçuşun içinde bizzat kullanıyor ve zamanla ona hâkim oluyorlardı. Dolayısıyla ayrıca “Havacılık İngilizcesi” adı verilen bir alandan söz etmek ona pek anlamlı gelmiyordu.
O gün bu cümle zihnimin bir köşesinde kaldı.
Yıllar sonra; Havacılık İngilizcesi öğreten, pilotlar ve hava trafik kontrolörleriyle çalışan ve dil öğretimine eğitim bilimleri açısından bakan biri olarak aynı cümleyi yeniden düşündüğümde, bu düşüncenin nereden kaynaklandığını çok daha iyi anlayabiliyorum.
Bir pilot için İngilizce çoğu zaman ders kitabındaki soyut bir “yabancı dil” değildir; kokpitte, simülatörde, eğitim belgelerinde ve telsiz haberleşmesinde mesleğin içine doğrudan yerleşmiş bir iletişim aracıdır. Zamanla kullanılan ifadeler, terminoloji ve iletişim biçimleri mesleki pratiğin doğal bir parçasına dönüşür. Belki de tam bu nedenle, yıllardır o dünyanın içinde olan biri için “Havacılık İngilizcesi” ayrıca tarif edilmesi gereken bir alan gibi görünmeyebilir.
Fakat burada önemli bir ayrım var: Bir mesleğin dilini kullanmak başka, o dili öğretilebilir hâle getirmek başka bir uzmanlıktır.
Pilotun bildiği ile öğrenenin öğrenmesi gereken aynı şey midir?
Bu soru bizi dil öğretiminde uzun yıllardır var olan bir alana götürüyor: English for Specific Purposes (ESP) — Özel Amaçlı İngilizce.
ESP’nin temel düşüncesi aslında son derece yalındır: İnsanlar İngilizceyi aynı amaçlarla kullanmazlar; öyleyse aynı şekilde öğrenmeleri de beklenemez. Hutchinson ve Waters’ın (1987) ESP alanının klasiklerinden kabul edilen English for Specific Purposes: A Learning-Centred Approach adlı eserinde ortaya koydukları yaklaşımın merkezinde ihtiyaç analizi vardır. Bir ESP programını tasarlarken sorulması gereken temel soru, öğrenenin bu dili neden ve hangi bağlamda öğrenmeye ihtiyaç duyduğudur.
Çünkü bir hekimin, bir hukukçunun, bir mühendisin, bir akademisyenin ve bir pilotun İngilizceyle kurduğu ilişki aynı değildir. İhtiyaçlar farklıysa öğrenme hedefleri de farklıdır. Dudley-Evans ve St John (1998) da ESP’yi yalnızca mesleğe özgü kelimelerin öğretildiği dar bir alan olarak ele almaz; öğrenenin içinde bulunacağı mesleki bağlam, gerçekleştireceği görevler ve kullanacağı söylem biçimleri öğretim tasarımının merkezinde yer alır.
Bu açıdan bakıldığında Havacılık İngilizcesini “pilotların bildiği birtakım İngilizce kelimeler ve kalıplar” olarak görmek baştan eksik bir tanımdır. Mesele yalnızca runway, taxiway, holding point ya da cleared for take-off diyebilmek değildir. Mesele; belirli bir operasyonel bağlamda, belirli bir amaç için, doğru mesajı mümkün olduğunca açık ve etkili biçimde iletebilmektir.
Havacılıkta dil, yalnızca dil değildir
Havacılık, iletişim sorunlarının sonuçlarının sıradan olmayabileceği yüksek riskli alanlardan biridir. Yanlış anlaşılan bir talimat, eksik bir readback, belirsiz bir mesaj ya da beklenmedik bir durumda anlatılmak istenenin yeterince açık ifade edilememesi iletişim zincirinde ciddi kırılmalara yol açabilir.
Bu nedenle Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’nün (ICAO) dil yeterliliğine yaklaşımı yalnızca teknik terminoloji bilgisine dayanmaz. ICAO’nun (2010) yayımladığı Manual on the Implementation of ICAO Language Proficiency Requirements (Doc 9835) dokümanı, standart telsiz kalıpları (standard phraseology) ile düz dil kullanımı (plain language) arasında net bir ayrım yapar. Standart freyzyoloji, tanımlandığı durumlarda tavizsiz kullanılmalıdır; ancak standart kalıpların amaçlanan mesajı karşılamaya yetmediği durumlarda plain language devreye girer.
Çünkü gerçek operasyon her zaman senaryoya uygun ilerlemez. Bir motor arızası yaşanabilir, kuş çarpması olabilir, kabinde duman fark edilebilir ya da bir yolcunun beklenmedik bir sağlık problemi ortaya çıkabilir. Pilot veya hava trafik kontrolörü, karşılaştığı durumu standart kalıplarla bütünüyle anlatamayabilir.
İşte o noktada mesele kaç tane havacılık terimi bilindiğinden çok daha büyüktür: Ne olduğunu anlatabilmek, karşı tarafı eksiksiz anlayabilmek, açıklama isteyebilmek, yanlış anlaşılmayı fark edebilmek, gerektiğinde farklı sözcüklerle yeniden ifade edebilmek ve iletişimi sürdürebilmek gerekir.
ICAO’nun Dil Yeterlilik Değerlendirme Ölçeği’nde telaffuz, yapı, kelime bilgisi, akıcılık, anlama ve etkileşim (pronunciation, structure, vocabulary, fluency, comprehension, interactions) olmak üzere altı dil alanının ele alınmasının nedeni de budur.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken bir nokta daha vardır: ICAO (2010), standart freyzyolojinin operasyonel doğruluğunun değerlendirilmesi ile dil yeterliliğinin değerlendirilmesini birbirinden ayırır. Freyzyolojinin öğretimi ve operasyonel açıdan değerlendirilmesi yetkin operasyonel personelin alanıdır; dil yeterliliği değerlendirmesinin odağında ise operasyonel havacılık bağlamındaki plain language yeterliliği bulunur.
Bu ayrım bize temel bir gerçeği gösterir: Havacılık İngilizcesi zaten doğası gereği farklı uzmanlıkların birlikte çalışmasını gerektiren bir alandır. Pilotun veya hava trafik kontrolörünün operasyonel uzmanlığı ile dil eğitimcisinin pedagojik ve dilbilimsel uzmanlığı birbirinin rakibi değildir; tam tersine, birbirini tamamlar.
Öğretmek, uçmak gibi midir?
Uzaktan eğitim alanının önemli kuramcılarından Michael G. Moore, 1993 yılında yayımlanan çalışmasına oldukça düşündürücü bir başlık verir: Is Teaching Like Flying? A Total Systems View of Distance Education.
Moore (1993) burada modern havacılığı çok katmanlı bir sistem olarak ele alır. Ticari havacılığın ilk dönemlerinde bugün çok sayıda birim tarafından yürütülen işlerin önemli bir bölümü pilotun etrafında toplanabiliyordu. Havacılık geliştikçe sistem büyüdü, görevler farklılaştı ve uzmanlaşma arttı. Bugün güvenli ve verimli bir hava taşımacılığı sistemini düşündüğümüzde yalnızca kokpitteki pilotu düşünemeyiz. Pilotlar, hava trafik kontrolörleri, bakım personeli, yer hizmetleri, dispeç ve yönetim birimleri bir bütün hâlinde çalışır. Başarı artık tek bir kişinin her şeyi yapabilmesine değil, uzmanlaşmış parçaların bir sistem içinde uyumla işlemesine bağlıdır.
Aynı sistem perspektifi daha sonra Moore ve Kearsley’nin (2012) Distance Education: A Systems View of Online Learning adlı eserinde de kapsamlı biçimde geliştirilmiştir.
Bu benzetme Havacılık İngilizcesi öğretimine baktığımızda da son derece aydınlatıcıdır. Çünkü iyi bir Havacılık İngilizcesi eğitimi de yalnızca “havacılığı bilen birinin bildiklerini anlatmasından” ibaret değildir.
Önce ihtiyaçların belirlenmesi gerekir: Kimin öğrendiğini bilmek gerekir (pilot mu, kontrolör mü, mesleğe yeni başlayan biri mi, yoksa dil yeterliliğini geliştirmek isteyen deneyimli bir personel mi?). Hangi iletişim görevlerinde zorlandığı tespit edilir; ardından öğrenme hedefleri, içerik, operasyonel senaryolar, materyaller, uygulamalar ve geri bildirim mekanizmaları tasarlanır. İşte burada alan bilgisi ile pedagojik bilgi buluşmak zorundadır.
“Zaten biliyorum” ile “Öğretebilirim” arasındaki mesafe
Uzmanlığın ilginç bir tarafı vardır: Bir şeyi uzun süre başarıyla uyguladığımızda, onu nasıl yaptığımızı bilinçli olarak analiz etmeyi bırakırız. Deneyimli bir pilot telsiz konuşması sırasında kullandığı her dil yapısını zihninde dilbilgisel olarak çözümlemez. Buna ihtiyacı da yoktur; çünkü bilgi performansa dönüşmüş, performans da büyük ölçüde otomatikleşmiştir.
Eğitimcinin işi ise tam tersidir: Otomatikleşerek görünmez hâle gelmiş bilgiyi yeniden görünür kılmak. Uzmanın doğal olarak yaptığı şeyi analiz etmek, öğrenilebilir parçalara ayırmak, öğrenenin seviyesine göre basamaklandırmak, gerçekçi görevler kurgulamak, uygun geri bildirim sağlamak ve nihayetinde öğrenenin bağımsız bir performans sergilemesini inşa etmek…
Pedagoji tam da burada başlar. Bu nedenle Havacılık İngilizcesi eğitiminde yalnızca “havacılığı bilmek” yetmeyeceği gibi, operasyonel bağlamdan kopuk şekilde yalnızca “İngilizce öğretmeyi bilmek” de yetmez. ESP’nin doğası bizi bu iki dünyanın kesişimine götürür: Operasyonel uzmanlık ile pedagojik uzmanlık birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Masadaki yeni aktör: Yapay zekâ
Bugün bu tartışmaya bir boyut daha eklemek gerekiyor: Yapay zekâ.
Konuşma tanıma teknolojileri, yapay zekâ destekli geri bildirim sistemleri ve senaryo tabanlı dijital öğrenme ortamları, Havacılık İngilizcesi eğitiminde geçmişte kolaylıkla sağlayamadığımız olanakları sunuyor. Bir öğrenen artık yalnızca sınıftaki kısıtlı konuşma süresine bağımlı kalmadan; bir senaryoyu tekrar tekrar deneyebilir, beklenmedik olay varyasyonlarıyla karşılaşabilir ve performansına ilişkin anlık geri bildirimler alabilir.
Fakat teknoloji burada pedagojinin yerine geçmez; tam tersine pedagojik tasarımı daha da kritik hâle getirir. Çünkü asıl soru “Yapay zekâ bunu yapabilir mi?” değil; “Bu teknoloji hangi öğrenme hedefi için, hangi görev bağlamında ve nasıl bir geri bildirim üretecek şekilde sisteme entegre edilmelidir?” sorusudur.
O pilota bugün ne söylerdim?
Yıllar önceki o sohbet bugün gerçekleşseydi, sanırım söze bir tartışmayla başlamaz, şöyle derdim:
“Havacılık İngilizcesi gerçekten de genel İngilizceden bağımsız, kendi başına ayrı bir lisan değildir. Ama mesele sadece dili bilmekle de bitmez.”
Çünkü bir meslek grubunun dili kullanıyor olması; o dilin nasıl edinileceği, nasıl öğretileceği ve nasıl değerlendirileceği sorularını ortadan kaldırmaz. Tam tersine bu sorular bizi uygulamalı dilbilimin, ESP’nin, eğitim bilimlerinin, ölçme-değerlendirmenin ve havacılık operasyonlarının kesiştiği özel bir alana götürür.
Havacılık İngilizcesi ayrı bir dil değil; yüksek emniyet standartlarına hizmet eden, kendine özgü ihtiyaçları, bağlamı ve hedefleri olan disiplinler arası bir uzmanlık ve öğretim alanıdır.
Öğr.Gör.Deniz ALPTEKİN
Eskişehir Teknik Üniversitesi
Yabancı Diller Yüksekokulu
Kaynakça
Dudley-Evans, T., & St John, M. J. (1998). Developments in English for specific purposes: A multi-disciplinary approach. Cambridge University Press.
Hutchinson, T., & Waters, A. (1987). English for specific purposes: A learning-centred approach. Cambridge University Press.
International Civil Aviation Organization. (2010). Manual on the implementation of ICAO language proficiency requirements (Doc 9835) (2nd ed.). ICAO.
Moore, M. G. (1993). Is teaching like flying? A total systems view of distance education. American Journal of Distance Education, 7(1), 1–10.
Moore, M. G., & Kearsley, G. (2012). Distance education: A systems view of online learning (3rd ed.). Wadsworth Cengage Learning.






