Doç.Dr Yıldırım Saldıraner  bu haftaki yazısında, “Havalimanlarında çevre koruma uygulamaları”  konusunu  kaleme aldı.. Saldıraner’in  o yazısı:
Geçen haftaki yazımda, geçici misafirleri olduğumuz dünyamızın bizden sonra yaşayacak nesillere yaşanabilir devri bağlamında çevre korumanın öneminden bahsetmiş, sivil havacılık faaliyetlerinde çevre koruma uygulamaları hakkında size kısa bilgi sunmuştum. Bu yazımda da, aynı konunun devamı olarak havalimanlarındaki çevre koruma uygulamalarından bahsedeceğim.
Tekrarlayacak olursam, havacılık faaliyetlerinde çevre koruma uygulamalarının gerekli olduğu yerlerden en önemlilerden birisi de havalimanlarıdır. Havalimanlarında her gün binlerce uçağa, yüz binlerce yolcuya hizmet veriliyor, ayrıca iş için, uğurlayıcı/karşılayıcı ya da ziyaretçi olarak on binler gidip geliyor. Örnek vermek gerekirse İstanbul Atatürk Havalimanı’na günde ortalama 1.000’den fazla uçak iniş-kalkış yapıyor. 100.000’den fazla yolcu hareketi yaşanıyor. Muazzam tesisler var. Kullanılan enerji miktarı çok fazla. Su tüketimi de çok. Çok su tüketimi demek çok atık su demek. Her gün binlerce ton sıvı ve katı atık söz konusu. Bunların ayrıştırılması gerek. Havalimanı faaliyetlerinde çevreye duyarlı olmak için çevre politikaları, uygulamaların geliştirilmesi, bunları bilinçli olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Havalimanlarında çevre koruma uygulamaları Avrupa’da 1980’li yıllarda başladı. Özellikle sera gazı salımlarını azaltma uygulamaları geliştirildi, uygulandı. Türkiye’deki ilk uygulamaların ise özel sektör terminal işleticileri ile başladığını söyleyebiliriz. Kamusal düzenlemeler biraz gecikti. Aslında sadece havacılık değil tüm sektörlerde gecikmeler yaşadık. Mevcut düzenlemeler ve uygulamalar ile hala tam çevreci bir ülke olduğumuz söylenemez.
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM), 25.06.2009 tarihinde, Yeşil Havaalanı (Green Airport) Projesi başlığıyla “Ülkemiz havalimanlarında faaliyet gösteren kuruluşların çevreye ve insan sağlığına verdikleri veya verebilecekleri zararların sistematik bir şekilde azaltılması ve mümkün ise ortadan kaldırılabilmesi” için bir çalışma başlattı. Bu çalışma – yapılan teşvik uygulamalarının da katkısı ile – kısa sürede sonuç verdi. Havalimanlarında faaliyet gösteren kurum/kuruluşlar çevreci uygulamalara başladılar, mevcut uygulamalarını geliştirdiler.
SHGM’nün 31.07.2012 tarihinde daha da geliştirdiği çalışması havalimanlarında esas olarak;
– Kuruluşların bir çevre politikası geliştirmeleri,
– Çevre korumaya esas amaç ve hedeflerin belirlenerek örgütsel yapılanmanın sağlanması,
– Çevresel risk analizleri yapılması,
– Katı Atık Yönetim Planı oluşturulması, atık toplamanın düzenlenmesi; sıvı atıklar için de sistem geliştirilmesi,
– Hava kalitesinin sağlanması (havalimanı dışına çıkmayan araçlar için de egzoz gazı ölçümlerinin yaptırılması ile ısıtmadan kaynaklanan salımlarda yasalara uygunluğun sağlanması,
– Su kalitesinin sağlanması (su arıtma dâhil),
– Çevresel gürültü değerlendirmesi yapılması, gerekli gürültü azaltıcı önlemlerin alınması,
– Hava aracı bakım-onarım/temizliğinden kaynaklanan kimyasalların çevresel etkisinin önlenmesi,
– Havalimanı hizmetlerinde çevre dostu araç/teçhizat kullanılması,
– Havalimanlarında sera gazı emisyonlarının azaltılması,
hususlarını kapsıyor ve SHGM öngörülerini sağlayacak işletmecilere, çeşitli belge, sertifika, ruhsat vb. ücretlerinde indirim uygulanıyor. Ayrıca, Yeşil Havaalanı sisteminin daha iyi şartlarda uygulanabilmesi, uygulamaların kontrolünün daha sık yapılabilmesi ve havacılık işletmelerinin çevreye daha duyarlı hale getirilerek kalite standardının sağlanması amacıyla SHGM ile Türk Standartları Enstitüsü (TSE) arasında bir protokol imzalandı ve bu kapsamda, yeşil kuruluş gereklilikleri sağlamasında TSE belgelendirmeleri şartı getirildi.
SHGM uygulaması kapsamında bugüne kadar 26’sı 2014 yılında olmak üzere toplam 63 kuruluş “Yeşil Kuruluş (Green Company)” unvanını aldı (Bu sayıya, 2015 yılı Ocak ayı içinde 9 kuruluş daha eklendi). Bir havalimanının bütün olarak yeşil havalimanı unvanının alabilmesi için o havalimanındaki tüm kurum/kuruluşların yeşil unvanı almaları gerekmekte olup henüz hiçbir havalimanımız tüm havalimanı olarak yeşil unvanı alamadı. Bu konudaki zorluğun özellikle havalimanında faaliyet gösteren (DHMİ Genel Müdürlüğü harici) kamu kurumlarından kaynaklandığını tahmin etmekteyim.
Gerçekleşen uygulamalara kısaca bakacak olursak;
– Havalimanlarındaki tesisler (özellikle yolcu terminalleri) artık akıllı bina teknolojisi ile yapılıyor, mevcutlar da yeni teknolojik uygulamalar ile enerji tasarrufu yapacak özelliğe dönüştürülüyor. Isıtma/soğutma sistemlerinde yenilenebilir enerji kullanımı yaygınlaştı.
– Kurum/kuruluşlar tarafından çevre koruma yönetim birimleri oluşturuldu, risk analizleri yapıldı, personel eğitimler gerçekleştirildi, personel çevre koruma gerekliliği ve uygulamaları konusunda bilinçlendirildi.
– Özel sektör tarafından işletilen yolcu terminallerinde sera gaz salımları önemli derecede düşürüldü, bazı terminallerimiz bu konuda Avrupa’da en iyiler içinde yer almaya başladı.
– Havalimanları yer hizmetlerinde elektrikli araç kullanımı yaygınlaştı.
– Katı atık yönetimi başarıyla uygulanmaya başlandı. Katı atıklarda kaynağında ayırmaya geçildi. Geri dönüşüm tesisleri çoğaldı.
– Su tüketimini azaltmaya yönelik uygulamalar ve atık su tesisleri çoğaldı. Atık suların sulama, tuvalet suyu vb. diğer amaçlar için kullanımına başlandı.
– Uçaklarda buzlanmayı giderici/önleyici kimyasal madde içeren sıvıların (de/anti-icing) toprağa karışmasını engelleyici önlemler yaygınlaştı.
– Havalimanları için gürültü haritaları hazırlanmasına önem/ağırlık verildi. Gürültü zonları belirlendi. Bazı havalimanlarında (örneğin Antalya) günün belli saatlerinde farklı pistlerin kullanımı ile gürültü dengelenmesine başlandı.
Gerçekleşen daha birçok uygulama var. Ancak tam anlamıyla çevre dostu olmak için yapılması gereken çok daha fazlası var. Neler mi? Birkaç örnek vereyim;
– Havalimanları çevresindeki yoğun yerleşme önlenemiyor. Özellikle bilinen gürültü sorununa rağmen yapılaşmalar devam ediyor. Havalimanlarının ileriki yıllar ihtiyaçlarına göre (artacak uçak/yolcu trafiği) gelişimini de engelleyen bu duruma Belediyelerin katkısıyla önlem alınmalı.
– Birkaç istisna hariç havalimanlarımıza ulaşımda hızlı tren/metro bağlantısı yok. Toplu taşımalar otobüsler ile yapılıyor. Özel araç kullanımı çok yaygın. Bu da daha fazla zararlı gaz salımı demek. Bir önce rayı sistemler kurulmalı.
– Yenilenebilir enerji kullanımı istenen seviyede değil. Güneş enerjisinden yeterince yararlanılmıyor.
– Birçok havalimanında uçaklara yerde sabit istasyonlardan güç verecek, ısıtma/soğutma sağlayacak, yakıt aktaracak yapılanma yok. Bu da aprondaki araç trafiğini artırıyor, daha fazla zararlı gaz salımına neden oluyor.
Sonuç olarak, SHGM uygulamaları ile ülkemizde havalimanlarında faaliyet gösteren kurum/kuruluşların daha çevre dostu olmaları sağlandı, bazı kuruluşlarımız Avrupa çapında ödüllere layık görüldü. Çevre dostu olma konusundaki çalışmalar hızla ilerlemekte, uygulamalar yaygınlaşmakta. Ancak, tam çevre dostu olmak için daha da fazlası gerekli. Ben toplum olarak çevre korumada her geçen gün daha bilinçli hareket edeceğimizden ve bizden sonraki nesilleri düşünerek daha dikkatli olacağımızdan eminim. Ancak bunun için ilköğretim aşamasından başlayan bilgilendirme, bilinçlendirme gerekli. (yenialanya.com)
Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.