Doç. Dr. Muzaffer Çetingüç ‘ün uçaklarda kalp krizi geçiren yolcuların yaşamının nasıl kurtarılacağına ilişkin bu aydınlatıcı yazısını sizlerle paylaşıyoruz.Umarız, her anlamda büyük aşamalar katettikleri söyleyen şirketlerin insan sağlığıyla ilgili  olarak ek önlemleri almalarına ışık tutacak  mı, yoksa görmezlikten mi gelinecek?

En önemlisi SHGM’nin konuyla yakından ilgilenmesi..Bakalım SHGM ne yapacak, ne yaptı?

İşte o yazı:

Pegasus ve Uçakta Kalp Krizi / Ölüm Olayları

26 Eylül 2013: Houston’dan Seattle’a gitmekte olan United uçağının pilotu Henry Skillern (63) uçuş sırasında kalp krizi geçirdi. Uçakta doktor anonsu yapıldı. Idaho’daki Boise Havalimanı’na acil iniş yapan pilot kaldırıldığı hastanede öldü.

27 Ekim 2013: Toronto-İstanbul seferini yapmak üzere havalanan “Erzurum” isimli THY uçağı, hastalanan bir yolcu için Kanada’ya bağlı Newfoundland adasındaki Gander Havalimanı’na zorunlu iniş yaptı.

1 Kasım 2013: Kuveyt Havayolları’nın Roma-Kuveyt seferini yapan uçağı, kalp krizi geçirerek ölen Pakistan uyruklu Hussain Akbar (49) için İstanbul AHL’ye acilen indi.

25 Kasım 2013: Somali’nin Mogadişu Havaalanından Cibuti – İstanbul seferini yapmak üzere havalanan Airbus 321 tipi uçağında bulunan Mahmut Abdülkerim (63) isimli yolcu, uçuş sırasında kalp krizi geçirdi ve yapılan müdahalelere karşın kurtarılamadı.

25 Kasım 2013: Delta Havayolları’nın Atlanta-Dubai seferini yapan uçağı Rameshbhai B. Patel (50) isimli bir erkek yolcunun aniden rahatsızlanması sonucu Atatürk Havalimanına acil iniş yaptı; yolcu öldü.

29 Kasım 2013: Londra-Dubai seferini yapan Emirates uçağı İstanbul üzerindeyken bir yolcunun kalp krizi geçirmesi sonucu AHL’ye acil iniş yaptı; hastanın uçakta öldüğü bildirildi.

30 Aralık 2013: ABD’nin Iowa eyaletinden Denver gitmekte olan United uçağı havalandıktan 30 dakika sonra irtifa kaybetmeye ve hafifçe sağa yatmaya başladı. Kabin amirinin önce doktor / hemşire, sonra da pilot anonsu yapması yolcuları korkuttu. Kalp krizi geçiren pilota yolcular arasındaki bir hemşire müdahale ederken, ikinci pilota da bir askeri jet pilotu yardımcı oldu. Uçak salimen indi, pilot da hastaneye sevk edildi.

9 Mart 2014: 281 yolcusuyla Los Angeles seferini yapmak üzere Atatürk Havalimanı’ndan havalanan THY uçağında yaşlı bir kadın yolcu rahatsızlandı. Kaptan Pilot Danimarka’nın Kopenhag Havalimanı’na divert etti. Kalp krizi geçirdiği öğrenilen yolcu hastanede öldü.

19 Şubat 2014: THY’nin Seul-İstanbul seferini yapan uçağında Hang Tang Saul (55) isimli yolcu aniden fenalaştı. Kabin ekibinin müdahale ettiği yolcu havada öldü.

28 Mart 2014 : Medine-Erzurum-İstanbul seferini yapan Atlasjet uçağında İsmail Güner (76) isimli yolcu kalp krizi geçirdi. Uçağın Erzurum’a yaklaştığı sırada meydana gelen olayda yolcu kurtarılamadı.

Yukarıda son 9 ay içinde ticari havayolu uçaklarında gerçekleşmiş kalp krizi olaylarından bazıları özetlenmiştir. Bu 10 olayın öznesi olan 8 kişi ölmüştür; ölenlerin birisi de pilottur. Bu küçük istatistik bile konunun önemini anlatmaya yetiyor. Ama acaba günlük yaşamda hepimizin, yakınlarımızın veya hiç tanımadığımız insanların başına gelebilecek benzeri durumlarda yeterli hizmet alabileceğimizden emin miyiz?
12 Aralık 2013 günü yapılan Pegasus Havayolları’nın 2132 sefer sayılı İzmir-Ankara uçuşunda bir yolcunun kalp krizi geçirme haberi medyada yer almıştı. Ancak olayın ayrıntılarını, uçakta hastaya müdahale eden bir aneztezi uzmanından aldığımız mektuptan öğrendik. Mektup şöyle:
“Uçakta doktor ihtiyacı anonsu yapılınca elimi kaldırarak yardım edebileceğimi söyledim; benimle beraber bir doktor arkadaş daha yardımcı olabileceğini belirtti. Hastayı gördüğümüzde tipik bir kalp krizi olduğunu fark ettik. Uçak kalkalı daha 10-15 dk olmuştu ve Ankara’ya ulaşmasına 30-40 dk bir zaman vardı. Hastayı, yatırabileceğimiz boş koltukların olduğu ön taraflara aldık. Kabin görevlilerinden kalp krizine müdahale için aspirin ve nitrogliserin gibi acil ilaçlara ve damar yolunun açılması için de damar kanülü ve serum istedik. Ayrıca hastanın kalbi durur ise, canlandırma (CPR) için solunum tüpü ve el ventilatörü gerekebilir diye belirttik. Ancak kabin memurları acil müdahale için ellerinde sadece portatif elektroşok cihazının olduğunu, kullanma yetkilerinin olmadığı için uçakta hiçbir ilaç olmadığını söylediler. Uçak içindeki tıbbi kitlerde adrenalin, nitrogliserin, aspirin gibi ilaçlar; manuel solunum desteği (ambu), kanül, serum, vs. bulunmuyormuş!
Yolcular arasından yanında aspirin ve nitrogliserin taşıyanlar bulduk ve onlardan aldığımız ilaçları hastamıza verdik. Hasta biraz rahatladı ve yolculuk sonuna kadar nabzını parmaklarımızla takip ettik; uçak Esenboğa’ya iner inmez hazır bekletilen 112 ambulans görevlilerine salimen teslim ettik. Şükür ki hasta arrest olmadı; yoksa çaresiz bir şekilde ağızdan ağıza CPR yapmaya çalışacak ve büyük bir ihtimalle sonuç alamayacaktık…
Ayrıca anonsu takiben doktor olduğumuzu söylediğimizde, doktor kimliğimiz bir tarafa adımızı dahi soran olmadı. Hastayı 112 ekiplerine teslim ettikten sonra da teşekkür almadık.
Önlenebilir ölümlerin çokça yaşandığı günümüzde, özellikle havayolu işletmecilerinin bu konularda biraz daha titiz davranmaları gerektiğini düşünüyorum.”
Bu mektubu yazan uzman doktorun adı ve adresi bizdedir. Kendisi Pegasus Havayollarına mektupla olayı bildirdiğini ve yanıt alamadığını söyledi. Biz de şirkete durumu bildirerek bir yanıt istedik; aynı tepkisizlikle karşılaştık… İnsan olayın sadece o uçuşa ait bir aksilik olduğunu ya da geçerli bir mazeret duymak istiyor. Uçak yolcuları olarak insanlar, acil hastalara müdahale edecek olan hekimlerin gereksinim duyacağı asgari tıbbi araç ve ilaçların uçaklardaki tıbbi kitlerde bulunduğunun teyidini almak ihtiyacı duyuyor. Esasen şirketler bu güvenceyi sağlamak zorundadırlar. Yukarıda bahsedilen olaydaki hastanın başına kötü bir şey gelseydi ve yakınları dava etseydi…
Böylesine yaşamsal durumlar için uçak yolcusu doktorlara THY 5 bin mil puanı vererek motive etmeye çalışıyor. Bu uygulamayı daha önce eleştirmiş; hekimlerin çoğunun böyle “hafif” ödüller olmadan da gereğini yapacaklarını yazmıştık. Ancak bu tür acil durumlarda branşı uymayan bir hekimin yanlış müdahale yapmaktan çekineceğini; branşı uyduğunda da uçuş süresince saatlerce stres yaşayacağını, hastanın durumu kötüleşirse ve şikâyet olursa uçuştan sonra da adli ve tıbbi formalitelerin devam edeceğini bildiği için çağrı anonslarına sessiz kalma ihtimallerini vurgulamıştık. Çözüm olarak da, daha ciddi motivasyon önerileri aranmasını; uçak içindeki tıbbi kitlerin tam donanımlı olmasını; daha da önemlisi, MedAire gibi 7/24 sağlık desteği veren bir yerli kuruluş bulunmasını tavsiye etmiştik… Öyle anlaşılıyor ki, bir ilerleme değil gerileme var. SHGM denetçileri bunlara da bakıyor mu acaba?

(Sivil Havacılık Akademisi)

 

Facebook ile Yorum Yapın

2 YORUMLAR

  1. Buna benzer bir olay okudum geçenlerde, bu tip haberler insan değerine ne kadar önem veriliyor bize gösteriyor. Yazı şöyle :”THY kabin amiri Gonca Benek Hacıoğlu Japonya’da Osaka Havalimanı’nda dilini yutan 13 aylık Malezyalı bir bebeğin hayatını kurtardı. (Malezyalı anne Cheng Peh Sze kucağında kendinden geçmiş bebekle koşarken üniformalı olduğunu görünce bebeği ona verdi. Hacıoğlu, “Bebek nefes almıyordu. Gözlerinin sadece akı görünüyordu. Bir şey yuttuğunu düşündüm. Yatırarak sırtını sıvazladım. Fakat bir şey çıkmadı. Parmağımı ağzına soktum ve fark ettim ki dili yok. İşaret parmağımla dilini boğazından çıkardım ve çocuk ağlamaya başladı…

  2. Havayolu şirketlerinden en çok @pegasus u takdir ediyorum. Verdikleri tek hizmet öldürmeden bi yerden bi yere götürmek.Ne bi kek ne bi su 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.