İktidar, Cumhuriyet’in 100. kuruluş yılı olan 2023’te dünyadaki ilk 10 ekonomi arasına girmeyi hedefliyor.

Keza savunma sanayii ihracatında da aynı hedefi tutturmayı planlıyor. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmaya hazırlanan Başbakan Erdoğan, önceki gün, partisinin 13. kuruluş yıldönümü nedeniyle verilen resepsiyonda, “Kendi yerli otomobilimizi yapmalıyız.” dedi ve, “Yerli insansız hava araçlarımızı, saldırı helikopterlerimiz satıyoruz. Yerli savaş uçağımızı da üreteceğiz. Savunma sanayii performansımız artarak devam ediyor. Dünya Türkiye’yi hayranlıkla izleyecek.” mealinde sözler sarf etti.

Peki bu büyük hedeflere ulaşılmasında şart olan teknoloji üretiminin neresindeyiz? Cevap, bir hayli gerisindeyiz olmalı.

Savunma sanayii sektörü  -ki sanayileşmenin lokomotifi olması gereken bir alanda Türkiye, “her türlü silah sistemini ben üretirim, böylelikle dışa bağımlılıktan kurtulurum” kolaycı söylemiyle, bu alandaki sınırlı kaynaklarını da israf etmeye devam ediyor. Yerli imkanlarla ürettiğini iddia ettiği Anka insansız hava araçları gibi silah sistemlerine de dünyada çok daha iyileri olduğu için pek alıcı bulamıyor.

Gazetelerde, “Anka’yı ihraç ettik, ilk saldırı helikopterini ürettik ve satacağız” gibi yetkililere atfen verilen, sorgulanmadan aktarılan söylemler kamuoyunu yanıltıcı olmaktan öteye gidemiyor. Bir kere saldırı helikopterini, İtalyanlarla birlikte üretiyoruz, tek başına üretmiyoruz.

Başbakanın, özellikle seçim atmosferlerinde daha sıkça dile getirdiği, “Kendi savaş uçağımızı yapacağız.” söyleminden birilerinin vazgeçirmesi gerekiyor. Savunma sanayii sektörü içinde olanlar, bu projenin kaynak israfından öteye gitmeyeceğini, Avrupa’da birkaç ülkenin biraraya gelip ürettiği Eurofighter Typhoon savaş uçaklarına dahi dünyada pek alıcı bulunamadığını biliyorlar.

Türkiye’nin, silah sanayiinde her türlü sistemi yerli üretmeye girişerek -ki bu amaçla dışarıdan teknoloji desteği de aldığı biliniyor- kaynaklarını israf etmesi yerine ehil olduğu ve daha ekonomik olan elektronik sistemler gibi alanlara yoğunlaşması akılcı olacaktır.

“Savaş uçağı üreteceğiz, şu bu silahlarımızı satıyoruz.” gibisinden kulağa  hoş gelen ama aldatıcı olan söylemlere karşı ahalinin de biraz uyanık olup, bu devasa bütçeli projelerin vergilerinden sorgusuz sualsiz harcandığını ve bazılarının gereksiz olduğunu bilmeleri gerekir.

Türkiye’nin en kritik görevlerinden biri olan ülkenin silah alımlarından sorumlu Savunma Sanayii Müsteşarlığı’na, geçen nisan ayında, THY’nin Teknik İşler Genel Müdürü Prof. İsmail Demir getirildi. Demir, prestijli İTÜ’nün uçak muhendisliği bölümünden mezun olduktan sonra doktorasını Amerikan uçak firmalarının mühendis de istihdam ettiği üniversitelerinde yaptı. Anlayacağınız, savunma sanayiinde ehil bir isim.

Kendisini bekleyen, Türkiye’nin büyümesini sağlayacak çok kritik icraatlar var.

Örneğin, Demir’in, ayağı yere basan, Türkiye’ye katma değer yaratacak, teknoloji üretiminde akılcı önceliklere yer verecek, silah sanayiinde ihracatı artıracak bir savunma sanayii stratejisini hazırlaması gerekiyor. Bu stratejiyi hazırlarken de ekonominin kamburu devasa 18 askerî firmanın özelleştirilmesini ve kaynakların verimli ama etkin kullanılmasını sağlayacak bir sektör yaratmak zorunda.

Demir, kendisini yakından tanıyanlara göre, savunma sanayii sektörüne dolayısıyla Türk ekonomisine en iyi gelecek reçeteleri biliyor. Yeter ki  önüne siyasi engeller çıkartılmasın ve bebek gibi her ağladıkça kendisine mama tadında fon aktarılan dinazor firmalara israf anlamına gelen para musluğunu kestirebilsin.

(Lale Kemal-Zaman)

 

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.