Öncelikle, her Türk vatandaşının THY’nın, Cumhuriyetimizin yarattığı bir marka olduğu ve kurulduğu günden bugüne kadar, Türkiye’nin en iyi bürokratları tarafından yönetildiği gerçeğinde mutabık olması şarttır.  THY dün de markaydı, bugün de markadır, yarın da marka olacaktır. Bu durumun iktidarda olan siyasi parti veya THY’yi kimin yönettiğiyle hiçbir alakası yoktur.

Milli gururumuz olan THY’nin başarısı tabii ki hepimizi sevindirir ve onurlandırır. Geldiğimiz noktada THY’nin son 10 yılda dünya standartlarının da çok üzerinde büyüdüğü,  filosundaki uçak sayısını iki katından daha çok artırdığı ve dünyada en çok noktaya uçan hava yolu olduğu hep söylenerek bununla övünülmeye devam ediliyor. Ancak, THY’nin en az iki katından daha fazla uçağa sahip olan Lufthansa’nın neden THY’den daha az noktaya uçtuğu ve THY’nin yolcu taşımacılığında ki büyümesinde L/F’nün (load factor) ne olduğu yönündeki yaman çelişkide ortada bir muamma olarak duruyor.

  • THY’nin başta pilot, teknisyen, diğer lisansiye personel ve bakım konusunda gerekli olan alt yapısını geliştirmeden hormonlu büyüdüğü,
  • Büyümesini ve uçak tipi seçimini hiçbir fizibilite raporuna dayandırmadığı ve THY’yi ölçüsüz olarak borçlandırdığı,
  • THY’nin tarihinde görülmemiş bir oranda vıcık vıcık siyasete alet edilerek personel alımından, gazete alımına hatta hangi milletvekilinin biletinin upgrade yapılıp yapılmayacağı da dâhil tüm mal ve hizmet alımlarında siyasi davranıldığı,
  • Daha önce cemaatler arası savaşa sahne olan THY’de şimdi bir de buna imam hatipliler savaşı eklenerek şirketin kurumsal hafızasının yok edildiği, gerçeğini hiç kimse inkâr edemez.

 

Özellikle de 2003 yılında dönemin Sayın Bakanı tarafından “Her Türk vatandaşı hayatında en az bir kez uçağa binecektir.” sloganıyla başlattığı ve SHGM eliyle yürütülen havacılıktaki serbestleşmeden vazgeçilip yine THY kullanılarak ve devlet eliyle havacılıkta büyüme modeline geri dönüldüğü için son 10 yılda 12 havayolunun ve onlarca diğer havacılık işletmesinin batması sonucunda binlerce havacının ya işsiz olduğu ya oto sanayi sitelerinde çalıştığı ya da ne yazık ki onca masraflı eğitim süreçlerinden sonra sosyete pazarlarında işportacılık yaptığı da bilinmektedir.  SHGM’nin sektörde yaşanmakta olan bu yıkıcı rekabete seyirci kalması, hatta THY’nin Ankara Ofisi gibi çalışması da bu gelişmelerin tuzu biberi olmuştur.

THY Genel Müdür Sayın Temel Kotil’in son yaptığı “THY 3 milyar dolarlık uçak satın alacaktır” açıklaması da göstermiştir ki THY’de her şey ayaküstü yapılan açıklamalar veya siyasi davranışlarla yürümekte olup, hiçbir bilimselliği de bulunmamaktadır. Örneğin neden 3 milyar dolar da 2,5 veya 4 milyar dolar değil? Bu satın almaların hangi fizibilite raporuna dayandığı ve bunun kimin tarafından onaylandığı da dâhil,  hangi uçak tiplerinin ve neden tercih edileceği de meçhul.

Milli hava yolumuz bu noktaya büyük emeklerle ulaşmış olup, uluslararası arenada varlığını ve sürdürülebilir büyümesin koruması şarttır. THY’den bir şekilde nemalanan yurtdışındaki bazı besleme kurum ve kuruluşların THY’yi ödüle boğma yalakalıklarını ve yurt içindeki bazı kemikçi çakma havacılık uzmanı VIP gazetecilerin söylediklerini kaale almadan, THY’nin yönetim anlayışının, THY’nin geleceği bakımından herkesi endişelendirmesi gerekir.

Şamil Kafkaslıgil

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.