Kıbrıs Postası yazarlarından Dr. Nazım Beratlı, KKTC’nin hava yolu ile Dünya ile bağını kurabilecek yeterliliklere sahip olmasına rağmen bir türlü uluslararası uçuş yapılamayan Ercan Havalimanı sorunu köşesine taşıdı.

Ercan niçin açılmaz?

İkinci Dünya Savaşı biterken, barış döneminde dünyada sivil havacılığın nasıl düzenleneceğine dair, ABD’nin Chicago kentinde bir konferans düzenlendi. O günden beridir, dünyanın sivil havacılığı, o konferans’ta alınan kararlara göre sürdürülüyor. 1944 tarihli Chicago Konvansiyonu… Söz konusu konvansiyon, devletlerin egemenliklerinin, ülke üstündeki hava sahalarına da etkin olduğunu ve bu alanlardan geçmek ya da bu bölgelere sefer yapabilmek için, ilgili devletin izninin gerektiğini, karar altına alır… Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonu (ICAO)  bu kurallarla çalışmaktadır. Nitekim, 21.12.1967’de Nijerya’nın itirazı üstüne, savaş yoluyla ayrılan Biafra’ya yapılan seferleri, ICAO durdurmuştur. Chicago’nun tamamlayıcısı olan Viyana Konvansiyonu’nda da bu gibi durumlara çare üreten başka bir düzenleme de yoktur. Chicago Konvansiyonu, “savaş halinde bile bu kuralların geçerli olduğunu” karar altına almış, “askeri işgal”in bile bunu değiştirmeyeceğini vurgulamıştır!

Kıbrıs Cumhuriyeti, henüz Türkler de devlette temsil edilmekteyken, Chicago Konvansiyonu’na taraf olmuş, sonradan da buna itiraz eden, olmamıştır.

Dolayısıyla, KKTC tanınmadığı sürece, Kıbrıs Hava sahası veya toprağına sefer yapmak ya da bu sahadan geçmek için, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin, izni gerekir! De facto egemenliğin, hukuk açısından bir anlamı, yoktur.

Nitekim, 13 Şubat 1975’te Ercan Havaalanı’nın açılmasından birkaç gün sonra, BM’deki “Kıbrıs Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi”, BM Genel Sekreteri ve bütün üyelere birer yazı ile başvurarak, “Kuzey Kıbrıs’ta illegal bir hava alanı ile Türkiye arasında illegal bir havayolları şirketi (KTHY) tarafından, illegal seferler düzenlenmekte olduğunu bildirmiş ve engellenmesini talep etmiştir. Güney Lefkoşa bununla yetinmemiş, ayrıca otuz farklı ülke ile de “illegal” havaaanının tanınmaması konusunda anlaşmalar yapmıştır.

Bunun sonucunda, Kuzey Kıbrıs’tan yapılan bütün uçuşlar, Türkiye iç hatlarında, charter seferi muamelesi görmüşlerdir. Ve durumun bir neticesi olarak, örneğin 1988 yılında güneye yapılan sefer sayısı 33 800 uçuş iken, kuzeyde bu rakam, 3477’dir. Bütün uçuşların, %9.5’i… Onbir yıl sonra, Temmuz 2000’de Ercan’a sadece 384 sefer yapılabilmiştir. Güney Kıbrıs’a 34 farklı havayolu şirketi, tarifeli ve charter uçuş yaparken, kuzeye sefer yapan, 3 Türk şirketi bulunmaktadır. (KTHY de Türkiye’de kayıtlı olduğundan uçabilmektedir.)Kıbrıs Havayolları, Avrupa’da 30 farklı destinasyon noktasına sefer yaparken, KTHY, Türkiye çıkışlı olarak, sadece dört destinasyon noktasına sefer yapabilmektedir.  Hiçbir uluslar arası havayolu şirketi, kuzey Kıbrıs’a tarifeli veya charter sefer yapamamaktadır, çünkü Kuzey Kıbrıs’taki fiili yerel otorite, dünya sivil havacılık trafiğini düzenleyen Chicago Konvansiyonu’na taraf olmadığı gibi, taraf olan Güney Lefkoşa’daki otorite de buraya ICAO kuralalrı çerçevesinde tarifeli uçak seferi yapılmaması için, zaten dünyayı ayağa kaldırmış bulunmaktadır.

Bunun yanında, hem Anastasiadis masada, hem de Hristofyas Mağusa’daki bir toplantıda: kuzeye yasal ve tarifeli uçak seferi düzenlenmesinin, kendileri için bir egemenlik konusu olduğunu söylemişlerdir.

Yâni, ne söylerik? Kulağımız duyuyor mu? Yoksa bir lâf edelim de ne olursa olsun mu demekteyiz?

Ercan’ı açarık be gardaş…

Dünya sivil havacılığı 1944 Chicago Konvansiyonu’na göre ICOA tarafından yönetiliyor.

ICAO 29.12.1986’da, Kuzey Kıbrıs havaalanlarını, Chicago Konvansiyonu’nun 10. Maddesini gerekçe göstererek, uluslar arası  hava alanı olarak kaydetmeyi, reddetmiştir. “Kıbrıs Cumhuriyeti” bununla da yetinmemiş, 30 farklı ülke ile da ayrıca ikili andlaşmalar yapıp, “egemenliği”ni kayıt altına aldırmıştır.

Ama bu bir “devlet”in tanınmamış olması, o “devlet”in hava trafiği dışında tutulması anlamına gelmez! Hollanda, İsveç ve Avusturya havayolu şirketleri, Demokratik Almanya’yı tanımazdan yıllar önce, Doğu Almanya havaalanlarına tarifeli seferler düzenlemişlerdir. Alman şirketleri de Makedonya’yı tanımadan, Skopje’ye sefer düzenlemekteydiler… Lufthansa, Eritre’nin bağımsızlığı tanınıp, Chicago Konvansiyonu’na taraf olmadan, haftada iki kez, başkent Asmara’ya tarifeli seferler düzenlemekteydi.

Bunun için, Karşılıklı (Bilateral) Anlaşmalar yapmak, gerekir. İşte bundan dolayı, Ercan Havaalanı açılır açılmaz, “Kıbrıs Cumhuriyeti” bir seferberlik yaparak, otuz farklı ülke ile “Bilateral Anlaşma” yaptı… Biz, kostaklanma ve hamaset edebiyatı üstünden, “hiçbir şey yapamaz” diye yan gelmiş, yatarken…

Bu bakımdan, bakılması gereken örnek, Taiwan’dır…

Almanya, Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıyınca, Taiwan denilen Çin Cumhuriyeti’ni tanımaktan vaz geçer ve Lufthansa da Taipei’ye yaptığı seferleri durdurur. Çünkü Çin Halk Cumhuriyeti, Formoza (Taiwan) adasının, kendisinin işgal edilmiş bir parçası olduğu iddiasını halâ sürdürmektedir! Ve Almanya’nın kıta Çin’inde paha biçilmez çıkarları vardır. Ne var ki Lufthansa, 20 yıl uçmadığı Taipei’ye 1993’te tekrar sefer yapmaya başlar! Mandarin Air Lines da 20 yıl sonra tekrar Frankfurt havaalanına iner… O zamandan beri, yirmiden fazla ülke,  tanımadıkları Taiwan ile tarifeli hava trafiğini sürdürüyorlar. Chicago Konvansiyonuna göre, bu uçuşların Çin Halk Cumhuriyeti izni ile yapılması gerekir. Biejing Hükümeti ise 1993’te yayınladığı bir bildiri ile buna izin vermediğini, ilân etmiştir. Ne var ki koca Çin, Taiwan’a uluslar arası tarifeli uçuş yapılmasına engel olamamaktadır. Her ülke aynı yolu izlemese de herkes, Taiwan hava sahasının, Çin’in egemenlik sahası olduğunu kabul ettiğini söyleye söyleye, Taipei’ye tarifeli sefer yapmaya, 1993’ten beri devam ediyor. Çin de utangacça “iznim yok” demeye…

Bu nasıl olur? IATA (Uluslar arası Hava Trafiği Birliği) aracılığıyla… IATA, 1945’te Montreal’de kurulmuş bir NGO’dur! Sivil Toplum Örgütü… Üyeleri, devletler değil, havacılık şirketleridir… Görevleri de uçuşların güvenliğini, şirketler arası ve ICAO ile ilişkileri, düzenlemektir.  IATA’nın üyelerine “kuzey Kıbrıs’a sefer yapın” demek yetkisi yoktur ama Avrupa’dan Türkiye’ye touch down yaparak Ercan’a ulaşan seferleri mümkün kılan, THY’nın IATA ile yaptığı anlaşmalardır…

ICAO,  uluslar arası hukuk ve söz konusu konvansiyon açısından aynı durumda olan Taipei Havaalanı’nı, “Taibei City/Taibei Intl AP, China” adıyla, tanıyor. Gerekçe, “Beijing Hükümeti’nin egemenlik hakları saklı kalmak üzere”, söz konusu ülke ve hava sahası üzerinde de facto kontrolün Taipei hükümetinde olmasıdır. Ama, Taiwan’a yapılan tarifeli/tarifesiz uçuşların şartları, şunlardır:

  1. Taipei’ye yapılan uçuşlar, Çin Cumhuriyeti hükümeti ile yapılan politik anlaşmalara değil, kişisel, ticari ve ekonomik çıkarlara bağlıdır.
  2. Havayolu şirketleri Taipei’ye tarifeli seferler yapan bütün devletler, Çin Cumhuriyeti hükümeti ile hiçbir politik ilişki içine girmeyeceğini ve “Tek Çin”  devletini tanıdıklarını bildiren birer deklerasyon yayınlamışlardır.
  3. Uçaklar hiçbir ulusal amblem, bayrak v.s. taşımamakta, Taipei’ye  mülkiyeti devlete ait ulusal havayolları değil, onların alt şirketleri uçmakta, uçuşlar devletten devlete değil, şirketler arası ilişkilerle düzenlenmektedir.

Taipei havaalanına yapılan uçuşlar, ICAO’dan çok; IATA’nın düzenlediği uçuşlar şeklinde devam etmektedir. Ama bu şartlarda!

Ha bunları kabul ederseniz, bir şey vermeye gerek yok! Ercan zaten açılır…

Bilmem anlatabildim mi?

Meselenin “egemenlik meselesi” olduğunu, hem bizim yoldaş hem de Anastasiadis, defalarca söylediler zaten…

(Dr. Nazım Beratlı/ Kıbrıs Postası)

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.