Beş saniyede iki kadın taciz eden HAVATAŞ elemanı!

Önce ben sonra yanımdaki İtalyan arkadaşım peş peşe tacize uğradık. Bir oldubittiye getirerek kollarımıza dokunan adam, sanırım ikimizi de turist sandığı için müthiş bir rahatlık içindeydi. Ve evet, ilk anda şaşkınlıktan insan ne yapacağını bilemiyor.

En baştan anlatayım. Donatella (Dody) ile Bodrum’da birkaç gün geçirdikten sonra İstanbul’a döndük. Sürekli taksiye binmemi eleştiren arkadaşım HAVATAŞ otobüsüne binmemizi önerdi. Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Avrupa yakasına geçeceğimiz için taksi ücreti yüksek olacaktı. Öyle ki uçak biletinden bile daha pahalıya geliyor çoğu zaman. Zaten taksilerde de pek hoş olmayan anılar biriktirdik. Bir gün bu konuya da değineceğim. HAVATAŞ otobüsüne konmak üzere bavullarımızı verdik ve orta kapıdan merdivene yönelmiştik ki içeriden bir adam indi. Ve tam ben merdivene yönelmişken kolumu tuttu. Önce bir şey söyleyeceğini sandım. Geri dönüp baktığımda bu kez Donatella’nın kolunu tutuyordu.

DOKUNMA BANA!

Birkaç saniyelik şaşkınlığım geçince, yol verme bahanesiyle kolumuza asılan adama “Niye kolumuza dokunuyorsunuz? Dokunmayın insanlara!” diye söylendim. Adam yok oldu ortadan.

Sonra her taciz mağduru kadın gibi sessizce gidip koltuğa oturduk. Tacizcimizi kalkmak üzere olan otobüsümüzü el işaretleriyle yönlendirmeye çalışırken gördüm dışarıda. Hayır, susup oturmayacaktım tabii ki. Ücretleri toplayan muavine gösterdiğim tacizcimizin adının ‘Serkan’ olduğunu öğrendim. Muavin soyadını bilmediğini söyledi. Israr ettim ve “Bu adam bizi taciz etti. Otobüse binen kadınlara dokunup duruyor. Onu şikayet edeceğim. Bana tam adını söyleyin lütfen” dedim. Hayır, bilmiyormuş.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Beyaz Masa birimine şikayetimi ilettim. Havalimanı yönetimine şikayetimi ilettim. Şimdi bana bir cevap verilmesini bekliyorum.

TURİST TACİZİ

Tacizden hemen önce Dody ile İngilizce konuştuğumuz için sanırım tacizci ikimizi de turist zannetti. Bu durum beni daha da kızdırdı. Aksaray’da esnafın toplu saldırısına uğrayan İrlandalı turist vakası geldi aklıma. Dövmüyorsak, taciz ediyoruz!

Turist veya bizim vatandaşımız fark etmiyor, kadınların şikayetlerini ileteceği bir merci bulması o kadar zor ki. Ve bedeninize, rızanız dışında dokunan pis ellerin yarattığı travma o kadar ağır ki…

Yol boyu konuşmadan eve geldik. Kendimizi içinde yüzde yüz güvende hissetmesek de, arkadaşım neden taksiye binmek istediğim konusunda bana hak vermişti.

Hayır bayım eteğimiz mini değildi

Kadınların uğradığı tacizi, tecavüzü kılık kıyafetlerine bağlayan ilkel zihniyetin aklına gelebilecek soruya şimdiden yanıt vereyim.

Ben ayak bileklerime kadar uzun bir etek giymiştim o gün. Hayır bayım hayır, eteğim mini değildi. Bol ve kolsuz bir tişört vardı üzerimde. Dody ise bol keten bir pantolon ve kollu bir bluz giymişti. Erken kalktığımız için gayet bakımsız ve yorgunduk üstelik.

Artık bir kadının kolunu tutmaktan nasıl bir haz alıyorsa tacizci, hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Yılbaşı tacizcilerinden ne farkı var? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, İETT’nin ve HAVATAŞ’ın bu kişiyi bir an önce bulması gerekiyor. Başka kadınların tacize uğramasını engellemek için bulmak zorundalar.

demet-cengiz-sli-2

Zahmetsiz sosyal medya kahramanları neredesiniz?

Bu sevimsiz hadiseyi yazmayı düşünmüyordum çünkü insan bir şekilde utanıyor. Hiç suçu yokken yüzü kızarıyor.

Daha kötülerini yaşayanlar var maalesef. Sürekli kadınlara tacize karşı sessiz kalmamalarını, hep seslerini yükseltmelerini söylüyorum. Onlara söylediğim şeyi kendim yapamadım. Sevdiğim bir arkadaşıma yaşadıklarımı anlatınca, bunu yazmanın benim görevim olduğunu söyledi. Özellikle otobüstekilerin sessizliğini hatırlayınca bunun görevim olduğuna karar verdim.

Ben muavine tacize uğradığımızı anlatırken, bir Allah’ın kulu da ağzını açıp tek bir söz söylemedi. Sosyal medyada en beylik lafları edenler, ‘klavyeşörler’, Twitter’ın ve Instagram’ın ‘zahmetsiz kahramanları’ öylece ve hiç ses çıkarmadan sadece izledi bizi. Tek bir destek sözcüğü çıkmadı koca otobüsten. Maruz kaldığımız ilkellikten sonra, gördüğüm bu duyarsızlık karşısında da dehşete düştüm. Evet, bunu yazmak benim görevim. Yazamayan, sesi çıkmayan, utanan, susup bir köşeye sinen kadınlar için bunu yazmak benim görevim. Dışarıda yardım edecek hiç kimse yok çünkü.

Fakat daha ağır bir tacizle karşılaşsaydım yazabilir miydim? Gerçekten bilmiyorum…(demet cengiz- hayat/Sözcü)

 

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.