Sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) uzun zamandır çevresel faydaları nedeniyle övülse de, Orta Doğu’daki son çatışma ve bunun dünya petrol arzı üzerindeki zararlı etkileri, yakıt fiyatlandırması ve bulunabilirliğinin jeopolitik istikrarsızlıktan bağımsızlaştırılması ihtiyacını vurgulamıştır.
Rapor: SAF’ın Çevresel Faydalarının Ötesinde de Avantajları Var
ainonline.ın aktardığı habere göre, İngiltere merkezli pazar araştırma şirketi IDTechEx’in yeni bir raporunda şu ifadeler yer alıyor: “Yükselen petrol fiyatları, fosil yakıtların dezavantajlarının olumsuz çevresel etkilerinin ötesine uzandığını kanıtlıyor. Bu nedenle, sürdürülebilir havacılık yakıtı, enerji güvenliğini güçlendirme perspektifinden de değerlendirilmelidir.”
HEFA (hidroişlem görmüş esterler ve yağ asitleri) yöntemi, fosil yakıtlar yerine hammadde olarak kullanılmış yemeklik yağlar, katı yağlar ve gresleri kullanan bir yöntem olup, sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) için hala birincil üretim süreci. İran savaşının etkisiyle geleneksel jet yakıtı ile HEFA SAF arasındaki fiyat farkı biraz azalmış olsa da, HEFA yakıtının hala daha pahalı olduğu raporda belirtildi. Ayrıca, talep arttıkça HEFA SAF üretiminin hammadde bulunabilirliğiyle sınırlı kalacağı da vurgulandı.
Rapora göre, alkolden jet yakıtına dönüştürme veya Fischer-Tropsch sentezi gibi diğer SAF süreçleri de pazarda ivme kazanmaya devam ediyor; bu süreçlerde biyoetanol veya yerel olarak temin edilebilen belediye katı atıkları gibi biyolojik bazlı hammaddeler kullanılıyor. Hammadde esnekliği söz konusu olduğunda ise, havadan elde edilen CO2 ile yeşil hidrojenin (yenilenebilir enerji kullanılarak sudan üretilen) birleştirilmesiyle üretilen eSAF nihai kazanan konumunda.
Bu yollarla jet yakıtı üretimi şu anda HEFA SAF’tan daha maliyetli olsa da, bu yakıtlar için hammaddelerin daha fazla bulunabilirliği, SAF alanı olgunlaştıkça büyük miktarlarda üretilebilecekleri anlamına geliyor. Rapora göre, SAF’a olan talep önümüzdeki on yılda yalnızca HEFA ile üretilebilecek miktarın ötesine geçecek, bu da “sürdürülebilir yakıt ortamının 2036 yılına kadar çok daha çeşitlenmesi gerekeceğine” işaret ediyor.





