Tüm yolculuk bitimlerinde yolcuların uçağı terk etmesiyle ortaya çıkan görüntüler ürkütücüdür.

Özellikle de uzun mesafeli okyanus ötesi uçak yolculuklarında bu görüntü uçağa gelen temizlik ekibinin kâbusudur. Böyle bir manzarada yolcuların etnik kökenlerini de saptamakta uzmanlaşmışlardır kesin.

Bu görüntülerde arada sırada çöp ve gereksizleri toplamayı ihmal etmiş kabin ekibinin payı da inkâr edilemez.

Uzun uçuşlarda yolcu koltuğunda oturmaya başladıktan sonra bunu çok net ayırt etmeye başladım.

Ekonomi bölümündeki daracık koltuk ve koltuk araları sayesinde kucağımda, sağımda-solumda-önümde hep bir doluluk olmakta.

Kadın olarak içinden sürekli bir şeyler çıkarıp koyduğum el çantam, battaniye, yastıklar, ekip tarafından verilen minik seyahat çantacıkları (amenity kit), terlikler, gazete-mecmualar, telefon, tablet, bazen de dizüstü bilgisayarı. Ve bütün bunların yanı sıra yol boyu içtiklerimizden kalan pet şişe ve bardaklar, yediklerimizin jelatin ambalajları, kağıt peçeteler v. b.

Eğer bunlar kabin ekibi tarafından toparlanmışsa ne ala, aksi halde bir meslektaşımı çağırma butonuna basarak karşımda görmeyi biraz ukalalık gibi yorumladığımdan sağım solumda yolcu var ise ve kalkamadıysam uçak indiğinde bu döküntüleri toparlayıp ortada bırakmak dışında bir seçeneğim kalmıyor.

Bu uçak içi dağınık pasaklılıkla bir de yaşanılan ekstrem durumların payı olur.

1

80’li yıllarda B727 uçağı ile bir Almanya charter seferi dönüşünde üçlü koltuklarda oturan bir gurbetçi aile hala gözlerimin önünde ;

Cam kenarında bir 3 yaş bir 1 yaş çocuğu tek koltuğa sıkıştırılmış, ortada anne kucağında 6-7 aylık bebek, koridor tarafında baba oturuyor…

O zamanlar yemek servisinde şeffaf plastik (lunch box) kapaklı kutular kullanılıyor.

Troleyden uzanıp alıp kadına uzatıyorum, çocuklar kaynayan tencere gibi fokur fokurlar, kadın kucağında kıpraşan bebeğine hakim olmakta zorlanarak elimden alıyor, çocukların masasına koyuyor, çocukların elleri kutuya yapışan sinekler gibi her yanını dolaşıyor açmayı başaramıyorlar.

Anne yine kucağındaki ile boğuşarak çocuklarla birlikte açmayı deniyor, kendi kutusunu nereye koyacağını bilemediği bir kaosun içinde iken ve bizler tam uzanmış kutuları almaya hamle yaparken, adam istifini bozmadan yemeğini koca lokmalarla yarılamış bile.

Kadın bunu fark ettiği an feryat figan bebeğini çocukların kucağına veriyor ve oturduğu koltuğa fırlıyor , koltukta dikilmiş vaziyette adama dönüyor ;

“Bana bak zıkkım yiyesice canıma yettin!”

diye bağırarak hem adamın hem kendinin yemek kutularını kaptığı gibi adamın başından aşağı boşaltıyor 😀

Kısa bir şaşkınlık ardından ben tutamıyorum kendimi ve gülüyorum… Manzara inanılmaz;

Adam neye uğradığını şaşırmış, süklüm püklüm, önündeki açılmış kısmı kapatmak için yandan getirip yapıştırdığı uzun saçlarla birlikte yeşil kıvırcık salatalar sarkıyor, ve açılan kel boşlukta yapışmış yumurta ve domates, salatalık dilimleri, arka taraf ise tavuk ve revani karışımı, omuzlar hepsinin karışımı 😀

Kadın yerine oturuyor, kendi etrafına dökülenleri toparlıyor, hala ağlayan bebeği alıyor öfkeyle ona da söyleniyor, ben fazladan yemeğimiz var, bir başka kutu uzatıyorum;

“Biz doyduk, yemeycez gari” diyor…

Bir başka tablo da DC-9 uçağından geliyor gözümün önüne tam bunları canlandırmışken;

Henüz acemi dönemlerimdeyim, 6-7 aylık falan. ESB-DİY uçuşu, yolcu az, sakin bir uçuş…

1-A da tek başına yaşlı bir teyze oturuyor. Geçerken sesleniyor;

“Gızım miğdem bulanır da, limon vağ mı dı?

Perdeyi açıyorum, ön galley de ( ön mutfak) Kabin Amirim kahve içmekte.

Başımın hemen üstündeki dolabı açıyorum ve üstünde limon dilimlerinin dizili olduğu snack tepsiye ( küçücük bir tepsi) uzanıyorum, tam elime aldığım an Kabin Amirim;

“Ne olacak o tepsi ve limonlar? ” diyor.

“Öndeki yaşlı teyze istedi, midesi bulanmış”

“Bizim yolcuya limon servisimiz var mı?” derken eli havada perende yapıp benim uzandığım tepsiye iniyor, tepsi havada taklalar atıp limonlar bana ve etrafa saçılıyor.

“Sen bana sormadan nasıl dolabı açıp alırsın?”

Bu beklemediğim bir şekil. Hiç ama hiç beklemediğim bir şekil. Niye bağırdığını da anlamıyorum… Benim ailemde o zaman ki şartlarda bile böyle bir şekil yok.

Gözlerimden inecek yaşları görmemeli diyor arkamı dönüyorum.

“Bana arkanı dönemezsin! ” diye bağırıyor.

Perdeyi aralıyor, kabine süzülüyor, teyzeye limon olmadığını söylemek zorunda kalıyor ve kendimi arka tuvalete atıyorum…

Ağlıyorum… “Niye seçtim ben bu işi?”, “Aşağılanmak için mi?” sorular artarda geliyor, yüzüm perşembe pazarı, kapı vuruluyor sürekli;

“Bana bak çabuk dışarı çık, saatlerce işini bırakıp tuvalette duramazsın?” diye bağırılıyor.

“Lütfen… Biraz izin verin… Sinirlerim bozuldu… Toparlanınca çıkacağım…”

“Sinirin bozuk ise Diyarbakır’da deli doktoruna gönderelim rapor alır evinde oturursun.”

Çaresiz çıkıyorum. “Bu ne surat! Çabuk makyaj yap!”

Ölmek istiyorum, yerin dibine girmek, o uçaktan atlamak istiyorum… Ne çare!

Diyarbakır’da bekleme sırasında Kaptan yanıma geliyor (Ankara uçak kırımda rahmetli oldu);

“Amirinize saygısızlık etmişsiniz, bu sefer bitene kadar dikkatli olun yoksa sizi attırırım!” diyor.

“Ağlama sakın ağlama, öfkeni bastır, sakin ol sakin ol! ” kendime yinelediklerim.

DİY-ESB-ADB… İzmir yatı… Efes Oteli, akşam yemeğe bekliyormuş amirimiz, katılmak zorundayım. Karşımdaki kişilik döngüsünü hayretler içeresinde izliyorum. Bambaşka biri var, nişanlısını anlatan…

Yıllar sonra Amir olduğumda bir ESB yatı seferimde otelde 3 ekip bir araya geliyoruz. Birinin amiri o… Sohbet ederken konu eskilerden açılıyor, ben anlatıyorum o olayı…

“Yalan söylüyorsun! “… “…. (nişanlısının adı, evlenmişti galiba geçen sürede )’un ölüsünü öpeyim yalan söylüyorsun!”

İrkiliyorum… Bela ve bu tür yeminleri hiç sevmem. “Peki sen öyle kabul et” diyor kapatıyorum konuyu.

Birkaç ay sonra, büyük bir şanssızlıkla geliyor ölüm nişanlısına.

Ve bana büyük bir hayat dersi oluyor bu…

Hiçbir mazeretimde hiçbir yakınımı öne sürmemeye kesinlikle özen gösteriyorum… Çocuğum hasta olsa örneğim, “hastayım işe gelemeyeceğim “diyorum…

Ve uçaktan inerken arkamda talan manzaraları bırakmamaya da özen gösteriyorum…

Hangi konumda uçarsanız uçun;

Sevgi ve saygı sizinle olsun,

Dingin, musmutlu uçuşlarınız olsun!…

Oya Güler

Emekli Purser

ARFAA Kurucu Başkanı

İstanbul 14 Mart 2015

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.