1989 yılının ilk aylarından birinde gerçekleşti ilk uçak yolculuğum.

Uçuş numarası TK 108 idi THY’nin 08:00 de İstanbul’dan Ankara’ya kalkan uçağının. Ben bu uçuşa yolcu aday adayıydım. Erkenden gittim Yeşilköy’e ama bilet yoktu. Tabi o zamanlar internet nerede ki rezervasyon yaptıralım. Alışkanlık da yok, sanıyorum ki aynı otobüs gibi. Git, bileti al, seyahat et. Gerçi netice itibarıyla öyle olmuştu ya.

Kış günü, sabahın erken saatleriydi, küçük bir bina ve sarı loş aydınlatma ışıkları. Konunun geçtiği yer, Atatürk Havalimanı eski iç hatlar terminali. Bilet gişesi ile check-in masası çapraz karşılıklı. Birinden bakınca diğeri kesilebiliyor.

Seyahat edebilmek için bilet almak gerektiğini biliyorum öyleyse ne yapmalıyım?

Bilet gişesine gittim: “Yer yok. Check-in masasına git bilet alabilir miyim diye sor”
Masaya gittim: “Yedek yazıyoruz, seni de yazabiliriz istersen. Bilet al gel”
Gişeye gittim: “Yedekten kesin uçağa alacaklarsa bilet verelim, yazık olur parana” (öğrenciyim ya)
Masaya gittim: “Herkes geldi yer kalmadı, alamayız”  – haydaaaa

Bu sırada uçağa binecek son iki kişi masanın önünde işlem yaptıracaklar iken bizi duyunca sanki bir mesaj almışcasına ben kalayım sen git, diğeri diyor ki ben kalayım sen git. Neyse, bu tanımadığım kişilerden biri bana yerini verdi, hemen gişeye gittim bilet almaya.
Bilet gişesinde o sırada bir sıra oluşmuş ki 10 dakikada sıra geldi belki de biraz daha fazla. Check-in masası çaprazda göz gözeyiz. Onlar panikte ben panikte. Uçağın kalkış saati geçmiş beni bekliyor.
Bileti aldım, koştum masaya, hemen verdiler boarding pass kartımı. Bagaj filan almadılar, bir baktım güvenlikten polisler arama değil koşacağım yönü gösteriyorlar “KOŞ”. Koşa koşa gittim uçağa, hemen uçağa ulaşmam için kaç kişi yolumu gösterdi sayısını bilemiyorum.

20

Arka merdivenden bindim uçağa (kuyruk altında olan) yardımcı güç ünitesi APU(bir nevi jeneratör)’nun nefis ıslık sesini dinleyerek. Öne doğru yürüyorum hiç yer yok. Nereden bileyim elimdeki boarding pass da koltuk numarası yazıyor. Hala içimde uçağa alınmama ruh hali var. Millet homurdanıyor bana bakıp bakıp. Nihayet hostes yerimi gösterdi, zaten oturulmayan bir koltuk varmış o da A1. Koltuk başlığıma iliştirilmiş bir tabela vardı ben gelince kaldırdılar, şöyle yazıyordu; VIP .

Uçak; McDonnell Douglas DC-9-32 TC-JAL. İsmi de var; Haliç.

halic

Yerime oturur oturmaz “Haliç” uçağı yavaş yavaş taksi yapmaya başladığında aklım başıma geldi, ben uçaktaydım. Bir an uçak korkusu olur mu diye korktum. Öyle ya uçağa binen uçaktan korkardı. Fakat merak tüm korkumu bir anda silmiş, yerini uçuş keyfi almıştı. Taksi yolunda pist başı yapmaktan da take off dan da büyük keyif almıştım. Hangi pistten kalktığımızı bilemiyorum ama denize doğru kalkışı izleyen Beşiktaş ve Boğaziçi köprüsü üzerinden Ankara’ya doğru uçmak çok keyifli gelmişti bana.

O yıllarda teneke kutularda domates suyu da isteyene veriliyordu. Servis masasında üçgen şeklinde delik açan delici alet vardı, bir tane içmek için bir tane de hava alması için iki tane delik açıyorlardı teneke domates suyu kutusuna. Hiç içmedim ama aklımda kaldı, keşke içseydim teneke kutudan diye.

Peki ya siz ilk uçuşunuzda neler yaşadınız? Eminim ki herkesin anıları, yaşadığı duygular yüzünden çok özeldir.

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.