VECİHİ HÜRKUŞ VE MART

1 Mart:

1919 / “Müdürümüzden gördüğüm teşvik üzerine, asıl maksadımı teşkil eden yeni bir çalışma sahasına açılıyordum. Esasen son ihtiyaçlar karşısında tasavvur etmekte bulunduğum bir tayyare projem vardı. Bu teşvik üzerine buna ait projeleri hazırlamış ve inşa salahiyeti almak üzere, Harbiye Nezareti’ne vermiştim. Bu projem dört satıhlı küçük bir avcı tayyaresi idi. Bu projenin tetkiki için İstihkâm Yarbayı Veli Bey başkanlığında bir komisyon teşkil edildi, bu tetkikat çok uzun zaman sürdü. Neticede tayyarenin inşasının fenne muvafık olduğu mütalaasıyla müsaade gelmiş, fakat diğer taraftan da yurdumuzun işgali faciası zuhur etmişti. Bu suretle birçok malzemesi de tarafımdan hazırlandığı halde inşaatı ikmal edilmeyen bu ilk eserim tarihe karışmıştı…”

1965 / Vecihi Hürkuş’un Ticari Pilot Lisansı 23.08.1965’e kadar yenilendi. (Onay imza: Ahmet Selçuk)

3 Mart:

1938 / Vecihi Hürkuş, Almanya Stettin’de 158 numara ile otomobil ehliyeti aldı. (İçişleri Bakanlığı Antalya Vilayeti Trafik Bürosunca verilen 8.1.1963 tarihli ehliyetten alınan bilgi.

4 Mart:

1919 / Dört Satıhlı Av Uçağı yapımı; Başçavuş Vecihi’nin imal ettiği pervaneden sonra üstlerinin teşviki ile kendi tasarımı olan dört satıhlı küçük bir avcı uçağı yapımı projesi, İstihkâm Yarbay Veli Bey Başkanlığında oluşturulan komisyon tarafından incelenerek 4 Mart 1919 tarihinde yapımına onay verildi. Ancak bu sıralarda savaşın sona ermesi ve ülkenin işgale açık hale gelmesi ile, projenin imalatına İstanbul’da devam etme imkânı kalmamıştı.

7 Mart:

1966 / Vecihi Hürkuş’un Ticari Pilot Lisansı 15.08.1966’ya kadar yenilendi. (Onay imza: C. Dinçsoy)

1969 / Vecihi Hürkuş, Türkiye Muharip Gaziler Cemiyeti’nde Tanıtma ve Taahhüt kâğıdı doldurup imzaladı.

12 Mart:

1912 / Aralık ayı içerisinde Deperdussin firmasına iki uçak siparişi verildi. Bu uçaklar 12 Mart 1912 günü İstanbul’a geldiler aynı ay içerisinde Ayastefanos (bu günkü Yeşilköy) kuzeyinde hava meydanı ve uçuş okulu yeri saptanarak hangar yapımına başlandı.

15 Mart

Türk Tayyare Cemiyeti nizamnamesi, Büyük Millet Meclisi’nin tasdiki ile yürürlüğe girmiş ve teşekkül eden cemiyetin 15 Mart 1925’te yapılan ilk idare heyeti toplantısında alınan kararla, ben Fen Şubesini organize etmekle yükümlü kılınmıştım. O tarihte, cemiyet merkezi Hacı Bayram Caddesinde (*) mütevazı bir bina idi. Bana yüklenen vazifenin önemini ve şerefini olduğu kadar, maddi ve manevi ağırlığını da idrak ediyordum. Çalışmamı da bu kutsal vazifeye göre ayarlıyordum. Bu faaliyet sırasında bütün milletimizin cemiyetle alakasını temin etmek ve halkımızın yardımına dayanacak olan bu varlığa seve seve bağışta bulunacak yurtdaşları teşvik etmek için bir Madalya Nizamnamesi kaleme almıştım. Bronz, gümüş, altın ve murassa olmak üzere dört kalite olan madalya, bröve şeklinde, 5 cm. çapında oval bir çelenk ve içinde bir tayyare görülüyordu. Bu tayyareyi milli bir varlık olan ilk Türk tipi tayyaremin resmi ile süslemiştim. Bu duruma göre; 100 TL bronz, 500 TL gümüş, 1.000 TL altın, 5.000 TL bağış yapan, murassa madalya alacaktı. Bugün de Türk Hava Kurumu’nun halkımıza bağış karşılığı verdiği madalyalar; nizamnamesini ve resmini yaptığım “Tüm madalyalardır ve üzerindeki tayyare resmi de Vecihi K-VI tipi tayyare resmidir. Bütün düşüncem, cemiyetin yaşamasını temin için gerekli geliri bulmak, bunun için de cemiyetin propagandasını en kısa zamanda yürütmeye koymaktı. Yeni alınacak tayyarelerle, bir yandan halkımıza cemiyetin teşekkül amacını tanıtmak, sevgilerini toplamak, öte yandan hava mektebi açarak gençlerimize havacılık sevgisi ve inancını yaymaktı. Bunun için İzmir’de binbir zorluk içinde alın teri dökerek, Hâttâ dar bütçemden paralar da katarak yaptığım tayyaremi kurtararak bu işe bir an önce katkıda bulunmaktı. Ama tayyaremi almak için yaptığım bütün müracaatlarım oyalanmak ile karşılanıyordu…”

(*) Ankara,

1938 / 15 Mart’ta eğitime devamla iki sömestrde mektebi bitirerek, 27 Şubat 1939’da Tayyare ve Makina Mühendisliği diplomasını almıştır. İhtisas tezi olarak hazırladığı yüksek akrobasi tayyare projesi, Aerodynamik ve Statik profesörleri tarafından kusursuz bulunarak tebrik edilmişti.

Almanya’da bazı tayyare ve planör fabrikalarını gezip inşaatlarındaki yeni pratik kolaylıklarını tetkik etmiş ve birçok tecrübe uçuşları da yapmıştı. Bu sevinçle yurda döndüğünde yapacağı tayyareleri için artık sen mühendis değilsin deyip karşı çıkamayacaklarını düşünüyordu. Ne yazık ki kendi deyimiyle, değil tayyare yapmak, çivi bile çaktırmamışlardı…

Mart Ortaları:

1921 / “Bütün Garp cephesi geniş bir hat üzerinde yayılmış, büyük sahaları kaplamıştı. Ordumuz, her geçen gün biraz daha kuvvetleniyor ve noksanlarımız ikmâl ediliyordu.

İçten bir vatan sevgisinin beslediği bu ulusal kalkınmadaki çalışmaların, az zamanda semereleri belirmeye başlamıştı. Her şeyden evvel iyi bir disiplin kurulmuştu. Bilhassa, ordunun zabitleriyle efradı arasında mütekabil sevgi ve inanç duyguları doğmuştu. Maneviyat noktasına gelince: Cidden iftihar edilecek bir varlık halini almıştı. Denebilir ki, bu karakteristik vasfın en büyük amili Birinci İnönü Muharebesi zaferiydi.

Ordu bu halde iken, 1921 yılının Mart ortalarında, bütün cephe yakını mıntıkalarda, ordumuzun taarruza geçeceği duyulunca, halk da kahraman ordumuza yardım etmek imkânlarını aramıştı. Her bakımdan, yeni bir zafere sonsuz inanç havası esmeğe başlamıştı. Filhakika, yeni bir hareket bahis mevzuu idi, ancak bu hareket ordumuzun taarruzu ile değil, istila ordusunun yeni bir hamlesiyle başlayacaktı…”

19 Mart:

1968 / Vecihi Hürkuş, Denizcilik Bankası T.A.O. Şehir Hatları İşletmesi’nden (gemilerin 1. mevkilerinde) ve Deniz Yolları İşletmesinden (Kabotaj Hatlarında) parasız seyahat edeceklere mahsus serbest kart aldı. A. No:1289

20 Mart:

1968 / Vecihi Hürkuş, Muharip Gaziler Cemiyeti’nden Muharip Gazi Kimlik kartı aldı. No: 797 İstiklal Madalyası No: 13636

22 Mart:

1921 / “Düşman kuvvetleri taarruz halinde ilerlemekte, fakat her adımı, müdafaa kuvvetlerimizin ısrarlı savaşı karşısında büyük telefata mal olmaktaydı. Sabah erken İnegöl mıntıkası uçuşunu yapıyordum. İrtifaım yüksekti. Motörüme olan itimatsızlığım, bana cür’etli bir uçuş cesareti vermiyordu. İlerleyen kuvvetleri notlarıma geçirdikten sonra, avdette motorum gene arıza gösterdi ve ben üssüme ancak bir kırlangıç uçuşuyla süzülerek dönebildim…”

24 Mart:

1921 / “Dünden kalan vazifeyi yapmak üzere küçük tayyaremle uçtum. Söğüt -Bilecik yolu üzerinde büyük bir yürüyüş kolu yakalamıştım. Bir alay tahmin ettiğim bu düşman kıtası, bomba ve makineli tüfek ateşlerime açık bir hedef olup perişan bir halde dağılmıştı. Daha ilerleri de taradıktan sonra notlarımı doldurarak dönmüştüm. O gün, güzel bir tesadüf eseri motörde hiçbir arıza belirmedi. Yere indiğim zaman, derhal tayyarenin hazırlanmasını söylemiştim. (Hâlbuki hemen her uçuştan dönüşte en az iki üç günlük iş çıkması, sanki bir itiyattı.)

“Aynı gün öğleden sonra: Bir düşman tayyaresinin Eskişehir istikametinde uçmakta olduğu haberi üzerine, karşılamak maksadıyla havalanmıştım. Fakat tam Çukurhisar mevkiine vardığım ve düşman tayyaresini havada gördüğüm sırada, sanki sabah hizmetini unutmuş gibi, tayyaremin motörünün birdenbire aksilikler ve sarsıntılar yapmağa başladığını hissettim. Bu aksilik pek kritik bir zamanda başladığı için ben çok müşkül vaziyette kalmıştım. Arıza malum, buji derdi idi. Fakat o anda hiçbir şey yapabilmek imkânı da yoktu. Bir sevki tabii ile gaz keserek inmeğe başladım.

“Yere indiğim zaman düşman tayyaresi üzerimde hem bomba atıyor hem de makineli tüfekle zemini tarıyordu. Uçmaktan mahrum tayyaremi bırakarak kaçmağa başladım. Çünkü elimde en küçük bir müdafaa vasıtası bile yoktu. Bütün kuvvetimle koştuğum bu sırada kulaklarımda büyüyen acı bir ıslık sesini işitiyordum ki, havadan inen bombanın korkunç hışırtısı çok yakından beni sarmıştı. Derhal kendimi içinde bulunduğun kuru dereciğin kumları üstüne attım. O anda hemen bir metre önümde keskin bir seda ve hafif bir sarsıntı hissettim ve açılan deliği gördüm. Henüz bomba patlamamıştı. Dimağımda nasıl bir intiba hâsıl oldu, onu da ifadeye imkân bulamam. Yalnız iyi hatırladığıma göre, burnumu gömecek kadar yüzümü kumlara yapıştırmış ve tavik tapalı bir bombanın geç patlamasını beklemiştim. Bu bombanın patlamaması sadece bir şans eseriydi (bombayı, sonra yerinden çıkardığımız zaman, üzerindeki emniyet piminin acele ile çıkarılmadan atıldığını ve bu sebeple patlamadığını görmüştük) eğer, bu bomba patlamış olsaydı, parçaların tesirinden sarfınazar, ben bombanın kaldıracağı toprak üzerinde bulunduğum için, çoktan ebediliğe doğru kanatsız uçmuş bulunacaktım…”

Havacılık Tarihinde Türkler–Cilt: 2 s:60; “24 Mart 1921 günü Vecihi bir sorti daha yaparak Söğüt-Bilecik arasındaki yoldan ilerleyen bir Yunan alayını bombaladı ve makineli tüfek ateşine tuttu.”

25 Mart:

1921 / 25 Mart 1921’de Vecihi, düşmanın Hamamlı-Domaniç yolu üzerindeki kuvvetin sınıfı, miktarı, kol başının yerini tespit için keşif uçuşuna hazırlanırken Eskişehir’e doğru iki Yunan uçağının yaklaştığını haber aldı ve karşılamak üzere havalandı, fakat motoru arızalandığı için geri dönmek zorunda kaldı.

*25 Mart 1921 günü vazifeye gidecek tayyare ancak saat (11.00) de hazırlanabilmişse de o esnada Eskişehir’e doğru iki düşman tayyaresinin gelmekte olduğu haberi alınmış ve düşman tayyarelerine karşı bu tayyare ile Vecihi Hürkuş uçmuşsa da motor arızasından, meydana dönmüştür. Arıza bertaraf edilir edilmez bölüğe henüz İstanbul’dan firar suretiyle yeni iltihak etmiş bulunan Üsteğmen Fehmi aynı tayyare ile düşmana karşı uçmak arzusuyla meydandan kalkar kalkmaz motör tekrar arıza göstermiş ve meydana dönüp inmek üzere pek alçaktan yaptığı bir sola dönüşle (perdövitesden) düşüp şehit olmuştur. Tayyare de çok fazla hasara uğradığından kalledilmiştir.

26 Mart:

1924 / “Manş’ı geçtiğimiz ve çok zengin bir ihtişam içinde yaşayan mağrur bir milletin arasına karıştığımız gündü. Su ile toprağın yoğrulduğu bu yabancı ülkeyi, alıştığımız iklimlerden bambaşka bir durumda ve sağlık anlamıyla mukayesesi mümkün olmayan bir ölçüde bulmuştuk. Binlerce bacadan savrulan kömür kurumlarıyla kararmış binalar insana kasvet veriyor, dar ve ekseriya yılankavi yollar, karanlık dehlizler halinde insanı bunaltıyordu. Mevsim kış ve muhit soğuktu, binaların saçaklarına bazen de yerlere kadar inen sis tabakaları her teneffüste ciğerlerimize rutubetli ve üşütücü bir hava dolduruyordu. Halkın topraktan fışkırır gibi küme küme, sel halinde aktığı bu yollar meşhur Londra yollarıydı. Milyonları kucağında besleyen bu muazzam şehrin pek çok ve çeşitli nakil vasıtaları yollara sığamıyor, fakat seyrüsefer hizmetlerinde geniş bir disiplin ve intizam göze çarpıyordu. Bilhassa iş zamanları sabah ve akşam yollar insanları alamaz bir hal alıyordu ki, biz bu kadar kalabalığı ne Paris’te ne de Berlin’de görmüştük. Londra’da geçirdiğimiz günler neşeli olmaktan ziyade istifadeli ve milletimiz adına şerefli hatıralarla doluydu. Dünya hâkimi bu devletin büyüklerinden ummadığımız bir muamele ve çok iyi bir kabul bulmuştuk. Türk adı hemen her yerde, centilmence harp yapan büyük düşman ünüyle anılıyor ve geniş ölçüde saygı topluyorduk. Artık İngilizler harbi unutmuş gibiydi. Bulunduğumuz bütün sosyetelerde samimi bir hava içinde, ebedi dostluk esaslarını kalem dolduracak deniliyordu…”

27 Mart:

1921 / 27 Mart 1921’de 2.bölükten Teğmen Halil Ziver(*) bir av uçağı ile geldi. Bu sırada Yunanlıların ilerleyiş yönleri ve kuvvetlerinin durumunu öğrenmek için bir keşif uçuşu yapılması istendi. Bu emir üzerine Sivil Pilot Vecihi 27 Mart’ta Söğüt dolaylarının keşfi için bir uçuş yaptı. Söğüt’ün kuzeyinde, çadırlı bir ordugâh ve iki tabur, güneyinde; bir piyade alayı ve karargâhı, daha güneyde; bir bölük kuvvetinde Yunan birliği ve Çeşme mevziinin 15 km doğusunda iki bölük kuvvetinde bir yürüyüş kolu olduğunu tespit etti.

Alay Karargâhını bombaladı ve makineli tüfek taarruzu yaptı.

(*) Vecihi Hürkuş’un notu: “Pilot Halil Bey; Havacılığımızın bu çok sempatik genci ilk harp hizmetlerini Almanya’da garp cephesinde yaparak Türk uçuculuğunun meziyetlerini hakkıyle göstermiş ve ispat etmişti. Yurduna döndükten sonra İstanbul müdafaası hizmetinde bulunmuş ve mütareke sonrasında Konya’daki hava teşekkülüne iltihak etmişti. İstiklal Savaşı’nda kısa fakat değerli hizmetleri vardı. Nihayet Antalya’da ve bir vazife başında gözlerini hayata kapayarak bütün arkadaşlarına acılar bıraktı. 1896-1921”

27 Mart 1921 “Afyon mıntıkasından arkadaşımız tayyareci Halil Bey kendi tayyaresini erkenden getirdi ve ben de hemen Söğüt ve havalisi keşfine uçtum. İki gün içindeki değişikliklerden gördüklerim, düşmanın öncü kuvvetleri, mütemadi taarruz halinde ve bu kuvvetleri büyük birlikler takip etmekteydi. Bu kesafet gösteriyordu ki, düşman İnönü müdafaa hattının doğu bölgesine büyük ehemmiyet veriyordu. Büyük kuvvetlere ve ağır vasıtalara hep bu mıntıkada tesadüf etmiştim. O günkü uçuşumda, daha yüksek bir cesaret vardı. Bunun tek sırrı, Halil‘in tayyaresinin daha yeni oluşuydu. Bu münasebetle gördüğüm düşman kuvvetleri üzerinde çok alçak irtifadan eskisi gibi hücumlarımı yaptıktan sonra, topladığım notlarımla döndüm…”

1924 / Türk Heyeti, Avrupa ülkelerinde çalışmalarına devam ediyor. Bugün heyet İngiltere’de seyahatine devam ediyor.

28 Mart:

1921 / “II. İnönü Muharebesi’nin müdafaa hattında ilk temas olduğu o gün düşman kuvvetlerinin geniş bir ölçüde yayılarak savaş hattına yanaştıklarını gördüm. Birçok noktalarda da küçük kuvvetler arasında ezici bir mücadele devam ediyordu. Söğüt, Bilecik, Karaköy mıntıkalarını ayrı ayrı dolaşarak, umumi vaziyeti tespit etmekle beraber, uçuş hizmetime uygun gördüğüm birçok kuvvetler üzerine tesirli hücumlarda bulundum. Bu taarruzlarımın maddi zararlardan ziyade, manevi tesirleri çok açık görülüyordu. Çünkü kısa zamanda muharebe hattına girmek üzere hareket halinde bulunan hücum kıtaları her taarruz karşısında perişan bir halde dağılıyorlardı…”

Havacılık Tarihinde Türkler–2 s:61;

28 Mart 1921 sabahı Vecihi av uçağı ile tekrar keşfe çıktı. Keşif sırasında Söğüt’ün 1 km. kuzeyinde; iki tabur ve çadırlı ordugâh, bir kilometre güneyinde; yol kenarında uçaklara karşı kamufle edilmiş, yürüyüş kolunda bir tabur, bunun bir kilometre kuzeyinde; bir alaylık ordugâh olduğunu tespit etti. Alay karargâhını bombaladı ve makineli tüfek taarruzu yaptı.” Türk Havacılık Tarihi-4 s:89–90; “28.3.1921 günü saat (10,00) da Vecihi Hürkuş’un yaptığı keşifte, Söğüt’ün bir kilometre kuzeyinde iki taburluk çadırlı ordugâh ve Söğüt’ün bir kilometre güneyinde yol kenarında tayyareden gizlenmiş bir taburluk bir yürüyüş kolu ile bunun bir kilometre kuzeyinde bir alay tahmin edilen çadırlı ordugâh tespit edilmiş ve bunlara iki bomba ve ayrıca makineli tüfekle taarruz edilmiştir.

29 Mart:

1918 / “19 Şubattan Mart’ın sonuna kadar devam eden bu yürüyüş bize bir zulüm, bir işkence olmuştu. İptidai köylerin normal hayatına uymak suretiyle geceleri geçirmek de ayrı bir azaptı. Velhasıl bu esaret ve esaretten firar hadisesi, hayatımın başlı başına bir mevzuudur. Bu mevzua eserde yer ayırmak, benim için maksattan uzaklaşmak gibi bir şekil meydana getirir ki, bu doğru değildir. Bütün hayat şartlarına bir de gıda mahrumiyetini katarsanız, o zaman bu uzun ve ezici seyahatin nasıl bir sevgi ve azim mahsulü olacağı kendiliğinden meydana çıkar. İşte o gaye hürriyet ve yurda kavuşmaktı. Nihayet dört ay sonra, güzel yurdumuzun şark hududundan, Süleymaniye bölgesine giriyorduk. Ciğerlerimizi dolduran saf hürriyet havası, mahrumiyetlerimizin yaratıcı tesellisi olmuştu…”

1922 / 29 Mart 1921 öğleden sonra, Vecihi av uçağı ile İnönü Savaş alanı üzerinde bir keşif uçuşu daha yaptı. Bozalan kuzeydoğusunda savaş siperlerini keşfetti. Bozalan’ın kuzeyinde Yunan topçusu uçağa ateş açtı.”

30 Mart:

1921 / VH Keşif uçuşu yaptı.

29-31 Mart:

1921 / “Savaş hamlelerinin muhiti kavurduğu acı günlerdi. Hasmın şiddetli saldırışları karşısında, varlığını yurduna siper eden Türk gençleri, en çok sevdiği bir şeyi, kendi gözünden kıskanır gibi döğüşüyor, müdafaasından eritici bir alev fışkırıyordu. Bu mahşer zeminini bence ne tasvire imkân var ne de mevzu itibariyle sadede yeri var. Hususiyle bu bahiste basılmış zengin ve değerli eserler vardır. Bu sebeple hatıralarım arasında bu mevzua kısaca temas ederek geçerken, pek çok defalar şahit olduğum şu döğüş manzarasını satırlarım içine sıkıştırmaktan kendimi alamıyorum:

Hakiki cehennem sahnesi olan bu yerleri, ben çok alçak bir irtifadan dolaşırken, bir günde dört-beş defa elden ele geçmiş toprak oyuklarında ve kanlara bulanmış insan cesetleri üzerinde, yüzlerce askerin süngü süngüye boğuştuklarını görmüştüm. Derin bir kin ve ihtirasla gördüğüm bu çetin sahneler karşısında, ekseriya coşar ve hırsımı düşman siperlerinin gerilerindeki istinat kuvvetlerinden alırdım. Esasen en büyük zevkim, bu suretle yer kuvvetlerimize yardımdı. Bununla beraber, zemine yakın uçmak da bana ayrı bir zevkti. Çünkü böyle bir uçuş hem hedefleri iyi görmeğe, hem de her zuhur eden fırsattan istifade ederek düşman üzerine saldırmağa yarıyordu…”

Havacılık Tarihinde Türkler–C:2 s:61;

“31 Mart 1921 öğle üzeri Sivil Pilot Vecihi, İnegöl-Bozüyük-Yayla, Bozüyük-Söğüt-Gündüzbey yönlerinde birer keşif daha yaptı. İnönü’nün kuzey sırtlarında bir Yunan taburunun istirahat ettiğini tespit etti.”

Türk Havacılık Tarihi–C: 4 s:90;

“31 Mart 1921 günü saat (12,40) da av tayyaresi ile Vecihi Hürkuş uçmuş, İnegöl-Bozöyük-Yayla ve Bozöyük-Söğüt ve Gündüzbey istikametlerinde yapmış olduğu keşifte, İnönü kuzey sırtlarında bir tabur kuvvet görmüş, Bozöyük-Karaköy Pazarcık yolları üzerinde hareket halinde mühim bir kuvvet görmemiş, Bozöyük’ün (3) kilometre güneyinde bir tabur kadar tahmin olunan kuvvetle bunun gerisinde (400) kadar süvari yol kenarında görülmüştür.

Söğüt’ün yandığı, Gündüz kuzeyinde bir tabur piyade ve bir alay süvari, bir topçu bataryası yol kenarında ve istirahat halinde bulunduğu da tespit edilmiştir.”

31 Mart:

1921 / 31 Mart 1921 öğle üzeri Sivil Pilot Vecihi, İnegöl-Bozüyük-Yayla, Bozüyük-Söğüt-Gündüzbey yönlerinde birer keşif daha yaptı. İnönü’nün kuzey sırtlarında bir Yunan taburunun istirahat ettiğini tespit etti

1924 / “24 Mart günü İngiliz hava mareşalinin misafiri olmuştuk. Kendisinin Fransa’dan mektep arkadaşı olan hocamız ilk Türk tayyarecisi Fesa Bey‘i karşısında görünce, bu büyük mareşal bir an için 12 yıl evvelki hayatına rücu etmişti. İngiliz mareşaliyle ilk Türk tayyarecisinin kucaklaştığı bu sahnenin samimiyetini hiçbir zaman unutamam. Heyetimize içten bir alaka gösteren bu genç mareşal, lütuf dolu sözlerine geniş vaatler de katıyordu…”

Mart sonu:

1922 / “Adana’da Fransızlardan Bregue tayyarelerini teslim almış ve bunun dört adedini uçurarak Akşehir’e getirmiştik. Bu suretle hava kuvvetlerimiz durmadan takviye ediliyordu. Hâttâ Mart sonunda1 bir kısım arkadaşlar Adana’daki mevcut tayyareleri getirmeğe giderken, ben de yeni gelmekte olan İtalyan av tayyarelerinin teslimine memur olmuştum. Fakat son muharebe neticesinde henüz tayyarelerin hareketi tahakkuk etmediğinden, benim de hareketim gecikmiş, yine devamlı vazifelere başlamıştık…”

Editörün notu: Vecihi Hürkuş Kimdir? Bugün bile, hak ettiğinden çok daha az tanınan Vecihi Hürkuş’u, biraz daha tanımak isterseniz, en güvenilir kaynak ; TAYYARECİ VECİHİ HÜRKUŞ MÜZESİ DERNEĞİ (TVHMD) internet sitesini ziyaret edebilirsiniz.

 

Av.Bahadır Gürer

Tayyareci Vecihi Hürkuş Müzesi Derneği (TVHMD) Yönetim Kurulu Başkanı

gurerbahadir@gmail.com

info@tayyarecivecihi.com

 

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.