LITUANICA

1933 yılı, Temmuz ayının, 17 si, günlerden Pazartesi. Litvanya’nın başşehri Kounas halkının neredeyse yarısından fazlası, daha gün doğmadan, evlerinden dışarı çıkıp bulabildikleri vasıtalar ile, vasıta bulamayanlar yürüyerek, zaman zaman yağan yağmura aldırış etmeden, havaalanına doğru yola çıktılar. Hafta sonunda, civar köy ve kasabalar ile Litvanya’nın diğer şehirlerinden akın akın gelen insanlar nedeniyle, Kounas’sın nüfusu bir günde iki katına çıkmıştı. En güzel kıyafetlerini giymiş, kadın, erkek, çocuk, yaşlı, genç insanlar, bağıra bağıra hep bir ağızdan şarkılar, marşlar söyleyerek neşe içinde, hızlı adımlarla sanki Milli bir bayramın törenlerini en güzel yerden izlemek için bir birleriyle yarışıyor gibiydiler. Gün aydınlandığında, havaalanının etrafında toplanan binlerce insandan tek ses çıkmıyordu. Herkesin kafası gök yüzüne çevrilmiş, kül rengi bulutların içinden gelecek sesi bekliyordu. Saatler geçti. Öğlene doğru, sessizliği, acıkan bir çocuğun ağlaması bozdu. Islak olmasına rağmen, yerlere serilen örtüler üzerinde yaşlılar oturmaya, çocuklar uyumaya, umutlu bekleyişin yerini, yavaş yavaş homurtular almaya başlamıştı.

Aynı saatlerde, Prusya’nın, Nazi Almanyasının kontrolü altında bulunan, Soldin kasabası yakınlarındaki, Kuhdamm köyünden bir gurup yaşlı kadın, bütün gece bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun ardından açan gökyüzüne bakarak, dağlara çıkıp, mantar toplamaya karar verdiler. Köyden fazla uzaklaşmamışlardı. Yolları üzerindeki tepenin arkasındaki çalı çırpı ile kaplı alandan gökyüzüne doğru koyu siyah bir duman yükseliyordu. Hızlı adımlarla tepeye çıktıklarında, ağaçlar arasında yanan bir uçak enkazı gördüler. Gece düşen yıldırımların, çakan şimşeklerin çıkardığı gürültü o kadar yüksekti ki, kimse düşen uçağın farkına varmamıştı. Alevleri sönmüş, ama dumanları hala tüten enkaz halindeki uçağın, askeri uçak olup olmadığını anlamaya çalıştılar.

Dünya, büyük savaştan daha yeni çıkmış, bu bölgede yaşayan insanların hepsi, o günleri en acı şekilde yaşamıştı. Bir Almanlar, bir Ruslar. Tanklar, toplar, uçaklar, bombalar, değişik üniformalı askerler. Yüzlerce ölü. Otuz üç yılının başında Hitler iktidara gelmiş, ilk iş olarak parlamentoyu fesih etmiş, yahudilere açık açık savaş açmıştı. Hatta köyün yakınlarında, bir Yahudi toplama kampı olduğu bile söyleniyordu. Uçağın askeri uçak olmadığını çok geçmeden anladılar. Şimdi, korkularının yerini şaşkınlık almıştı. İçlerinden en diri olanı, haber vermek için köyün yakınında ki Alman askerlerinin olduğu birliğe doğru koşa koşa giderken, diğerleride enkaza doğru gittiler…

Şaşkın olan sadece Kuhdam kasabasındaki yaşlı kadınları değildi. Kaunas Belediye Başkanı da şaşkın şaşkın bir saatine bir gökyüzüne bakarken yanına genç bir görevli gelip kulağına bir şeyler fısıldadı. Sanki görevli haberi sessizce söylememişti. Haber kulaktan kulağa anında yayıldı. Havaalanının etrafında saatlerdir umutla bekleyen insanların yerini hıçkıra hıçkıra ağlayan, ağıtlar yakan insanlar almıştı. Haber o kadar hızlı yayıldı ki sadece onlar değil, bütün Litvanya, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Aynı saatlerde, Alman Reuter haber ajansı, Doğu Prusya’da, Soldin kasabası yakınlarında, düşen bir uçak hakkında kısa bir bilgi yayınladı.

İki Gün Önce

15 Temmuz 1933, Dünyanın öbür ucu. Gökyüzünün aydınlanmasına dört beş saat var. New York‘un Brooklyn semtinde, şehir merkezine yaklaşık 80 km. uzaklıktaki Floyd Bennett düzlüğü (field), insanların bir çoğu, bir kaç gün önceden gelip var olan bir kaç ahşap binanın etrafına çadırlar kurmuş. Saatler gece yarısını çoktan geçmiş olmasına rağmen, çadırlarının önünde, şezlonglarında gruplar halinde oturan, bir taraftan bira içerken, diğer taraftan, aydınlatma direklerinden bir kaçına takılmış hoparlörlerden gelen Litvanya Ulusal Marşı ve Halk müziklerine eşlik eden insanların aksine, ahşap binaların içinde hummalı bir çalışma var. Diğerlerinden biraz daha büyükçe olan binanın salonunun değişik yerlerindeki masalarda oturan bir kaç kişi, bir taraftan telefon ile konuşurken, diğer taraftan önlerinde ki kağıtlara notlar alıp, aldıkları notları, salonun ortasında, tavandan sarkan büyük ampülün sarı ışıkla aydınlattığı, masanın üzerine serilmiş haritanın üzerine bir şeyler yazıp çizen insanlara getiriyorlar. Saat üçe doğru, sol kollarının altında şapkaları ile salona sol göğüslerinde pilot bröveli, resmî üniformalı iki genç adam giriyor. Kısa bir sessizliğin ardından, oturanlarda ayağa kalkıyor ve salondaki herkes kapıdan giren gençleri alkışlıyor. Yüzlerinde, mahçup ama mutlu bir gülümse olan gençler, sağ elleri ile salondakileri selamladıktan sonra, masaya doğru yürüyorlar. Yürürken de etraftakilerle tek tek tokalaşıyorlar. Masanın kitaplığa yakın olan geniş kenarının ortasında duran orta yaşın biraz üzerindeki adam onlar için masanın yanında yer açıyor. Şapkalarını arkalarındaki kitaplığın raflarına koyan iki genç adamdan biraz daha iri ve yaşlı olanı, haritaya bakıp her hangi bir sorun olup olmadığını soruyor. Biraz önce masanın kenarında onlara yer açan orta yaşlı adam, masanın üzerindeki haritaya uzanıp, İngiltere’nin olduğu yerin üzerinde sağ avucunu gezdirirken, “Buralarda hava biraz bulutlu olabilir, Darius” diyor. Darius’un sağındaki diğer pilot, masanın karşısında duran üç kişiden ortada olan uzun saçlı adama bakarak yakıt durumunu soruyor. Darius’un solunda duran biraz önceki yaşlı adam, “Londra’nın üzerinden uçamayacaksınız. Adanın kuzeyi daha uygun, Grinas.” diyor. Grinas, adama dönüp…

Kemali Bülent Edalı                                                                                              Kaptan Pilot

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.