Sunexpress CEO'su Max Kownatzki

Hafta içinde gelen davete icap ederek Antalya’da kurulu Sun Ekspress (Güneş Ekspres Havacılık A.Ş) Havayolları’nın Genel Müdürü Ahmet Çalışkan ve CEO Max Kownatzki’nin misafiri olduk.

Toplantının amacına geçmeden önce Sun Express’in tarihine bir göz atalım.

1989 yılında Türk Hava Yolları ve Alman havayolu şirketi Lufthansa ortaklığıyla (THY yüzde 50, Sun Express yüzde 50) kurulan Sun Express-Türkiye ilk uçuşunu 2 Nisan 1990’da Frankfurt ile Antalya arasında yaparak havacılık dünyasında yerini aldı. 1993 yılında yalnız üç uçakla bir milyonu yolcu taşımayı başardı.

1996’ya gelindiğinde taşıdığı yolcuların yüzde 78’ı Almanlardan oluştu ve bu ülkede pazar payını yüzde 20’ye çıkardı. 2011 yılında Sun Express Deutschland GmbH adlı kardeş şirket faaliyete geçti.

(Bu şirket, 2020’de kapatıldı ve uçakları Sun Express -Türkiye’ye devredildi.)

Toplantıda ilk sözü Genel Müdür Ahmet Çalışkan alarak 33’üncü yıla girerken Havacılık Oscar’ı denen Skytrax 2022 Ödüllerinde “Dünyanın en iyi tatil havayolu” seçilmelerinin sevincini bizlerle paylaştı. Daha sonra söz alan Sun Express CEO’su Max Kownatzki bu ödülle ilgili gelen maili bir şaka sanarak ciddiye almadığını, gerçek olduğunu öğrenince çok mutlu olduğunu söyledi.

14 milyon yolcunun katıldığı bu anketten önemli bir ödül almak DNA’mızda hizmet fikrinin olmasının bir sonucudur diyen Kownatzki “Bu başarı THY Lufthansa ortak gücünün bir göstergesidir” diye konuştu. Şirkette 35 ayrı milliyetten 3 Bin 500 kişinin çalıştığını, çalışanların Türkiye’nin turizm elçisi olduğunu ve bu güne kadar uçuş iptal etmediklerini dile getirerek daha sonra şunları söyledi:

“Covid, yakıt, enflasyon ve yer hizmetleri krizlerinden başarıyla çıktık. Anadolu Jet’ten wet lease (Ekibiyle kiralama) olarak alınanlarla 67 uçaklık bir filoyla uçtuk. Yıl sonunda bu uçakları iade edip 55 uçakla yolumuza devam edeceğiz.

42 uçaklık Boeing 737-800 tipi siparişin 9’u geldi. Her yıl 5 uçak getireceğiz.

30 ülkede 60 uçuş hattı, 175 rota var. Evimiz olan Türkiye’de Türk turizmini ciddiye alıyoruz. Eylül itibariyle 8 milyon yolcu taşıdık. 31 Temmuz günü de 50 bin 130 yolcu taşıyarak yeni bir rekor kırdık. İptalimiz yok, kusursuz sicilimiz var. Kış uykusuna yatmıyor, kapasite artışı planlıyoruz. Bu yıl sonu 10 milyon yolcu taşıma hedefimizi gerçekleştireceğiz.”

Amerika’ya 4 uçak kiralayıp orada 80 kişilik bir ekiple operasyon yapacaklarını anlatan Sun Express’in CEO’su Max Kownatzki, çalışanların yüzde 80’inin Türk olduğunu, pilotların yüzde 90’ının Türk olması gerektiğini belirterek, Sun Express’in Antalya’nın en büyük işvereni olduğunu, 40 ikinci kaptan, 80 kabin memuru olmak olmak üzere 220 kişiyi işe alacaklarını, 2023 yılı için yüzde 70’lik rezervasyon gerçekleştiğini ve karlılıkta iyi bir noktada olduklarını söyledi. Geniş gövdeli ve uzun menzilli uçaklara geçmek gibi düşüncelerinin olmadığını da belirten Kownatzki ‘ye “Bu büyüme ortağınız olan THY için bir sorun teşkil etmez mi? diye sorduğumda cevaben “THY ile çok iyi bir iş birliğimiz var. Farklı pazarlarda çalışıyoruz” dedi. Şirketin Alman ortağı varken neden Airbus değil de hep Boeing uçak tercih ettiklerini de sorduğum Max Kownatzki, “Biz markaya değil, alınan verime bakıyoruz. Az yakıtla daha çok yolcu taşımaktan yanayız’” diye cevap verdi.

Halen 750 kokpit ve 2 Bin 200 de kabin personeli istihdam eden şirketin Entegre Operasyon Kontrol Merkezi’ni bizlere gezdiren Operasyon Müdürü Kaptan Pilot Fatih Şansal, merkezde halen 70 kişinin 7/24 esasına göre çalıştığını anlatarak, burada hata yapma riskini minimuma indirmenin gayretindeyiz” diye konuştu.

Son günlerde medyada yer alan asılsız bir atama haberine haklı olarak hiç itibar etmeyen Sun Express yönetiminin şirketi 33 yılda çok iyi bir yere getirdiğini dinlediklerimizin yanı sıra, gördüklerimiz ile de öğrendik ve de anladık. Şirketin Türk Sivil Havacılığı’nda önemli bir yere sahip oluşu, THY ve Lufthansa gibi iki dev havayolu şirketinin üst yöneticileri ve Sun Express’in biri birinden değerli çalışanlarının uyumuyla ve kurumsal kimliğin oturmasıyla mümkün olmuştur.

*

SÜMELA MANASTIRI RANTA TESLİM OLMUŞ!..
Trabzon’a yaptığım seyahatten aklımda kalanları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Rize ve Artvin’e hizmet amacıyla yaptırılan havalimanına rağmen Trabzon’a giden ve dönen uçaklardaki yoğunluk sürüyor. Okulların açılmasına, fındık, tatil ve yaz sezonunun bitmesine rağmen THY’nın uçaklarında yer bulmak çok kolay değil.

Giderken bindiğim A320’deki Araplar uçağın yarısını dolduracak kadar çoktu.

Dönüşte B737-800’de de durum eşitti.

Trabzon hattındaki bu yoğunluğu görünce Rize – Artvin Havalimanı’nın ne durumda olduğunu merak ettim. Hiç üşenmedim 6 ay kadar önce açılışına katıldığım Rize -Artvin Havalimanı’nın ne halde olduğunu yerinde görmek için tam 110 km. yol gittim. Ben gittiğim saatlerde havalimanında ne uçak, ne de yolcu yok gibiydi. Gerçeği öğrenmek için aradığım THY Basın Müşavirliği şu bilgileri verdi;

“14 Mayıs 2022’de başlayan İstanbul – Rize Artvin seferlerimiz günde karşılıklı 4 sefer olarak icra edilmektedir.

Ankara- Rize Artvin seferlerine Mayıs ayında başlanmış olup, haftalık 7 frekans, Eylül ayında 10 frekansa; kış tarifesinde (31 Ekim itibariyle) ESB-Rize 14 frekansa yükselecektir.

Sabiha Gökçen – Rize Artvin seferlerimiz ise Rize – Artvin Havalimanı açılışıyla haftada 14 frekans olarak başlamış olup, aynı frekans ile devam etmektedir.”

Yani, işin gerçeği şu ki; Rize – Artvin’deki havalimanına da yeterli uçak iniyor.

Doluluk oranlarını bilmemekle birlikte Trabzon Havalimanı’nın sürmekte olan yoğunluğunu Rize – Artvin Havalimanı ile ilgilendirip, bu tesis için olumsuz bir algı yaratmak doğrusu çok gerçekçi olmaz.

Bir gerçek var ki, 65 yıl önce inşa edilen Trabzon Meydanı, uçak olsun olmasın ışıklarının sabaha kadar yandığı iddia edilen Rize-Artvin Meydanı’nın yanında

gecekondu gibi kalıyor diyebilirim. Şimdi Trabzonspor Tesisleri yıkılarak zemin 30 – 40 metre yükseltilerek oraya bir yeni pist yapılması düşünülüyormuş. Ekleme yöntemiyle bu iş ancak bu kadar olabilir.

Doğu Karadeniz turizmine havalimanları açısından baktıktan sonra, Trabzon’a gitmişken yüz yıllar öncesinde büyük bir emekle yapılan ve son yıllarda onarım nedeniyle sıkça kapalı kalan Sümela Manastırı’nı gidip görmemek olmazdı.

Çobanlar ve defineciler tarafından talan ve tahrip edilen manastır, siyasete de konu olup, orada ayin yapılması da yasaklanmış. Manastır, son yıllarda sanki hiç ziyaretçi gelmesin ve sorun da çıkmasın diye mi bilinmez yıllarca devam eden restorasyonlara sahne oldu. Ayrı ayrı şirketlerin çalışmaları nedeniyle ziyarete kapatılan manastırın birinci avluya kadarki ilk kısmı, 2019 tarihinde ziyarete açılır. Ardından 24.01.2019 tarihinde yapılan yeni ihalenin iş bitim tarihi 18.07.2020 (500 gün) olmasına rağmen ben ziyaret ettiğimde şirket personelinin çalışmaları sürüyordu.

Görülen şu ki senelerce bir şirket gelmiş bir şirket gitmiş. Devlet de milyonlarca lira para ödemiş, ama iş tam bitmemiş.

Burada geçmiş bakanlıklar da hatalıdır.

Kültür Bakanlığı’nın iyi niyetine rağmen sadece müteahhitler değil, herkes orada para kazanmak için bir sistem kurmuş. Sümela bölgesine ilk girişte Orman Bakanlığı, Milli Parklar Genel Müdürlüğü geçmişte oraya gişe koyup gelenlerden araç başına 10 TL ‘duhuliye’ alıyordu.

Daha önce TÜRSAB’ın işlettiği müzeler ihaleyle SICPA adlı şirkete geçince o gişeyi bu kez bu şirket işletiyor ve Orman Bakanlığı’na da pay veriyormuş.

Oraya para verdikten sonra sizi, Trabzon Belediyesi’ne bağlı Trapark‘a ait otopark karşılıyor. Orada binek otomobillerden 20 TL, otobüslerden ise 50 TL ücret alınıyor. Orayı da geçtikten sonra çirkin bir giriş kapısında yer alan minibüsler karşılıyor gelenleri. Birkaç kilometrelik yol için kişi başına 9 TL gidiş, 9 TL de dönüş ücreti alıyorlar. (Yukarıda park yeri yok diye basın kartım ve basın plakam olmasına rağmen beni de içeri almadılar. Ben de bu ödemeyi yaptım)

Minibüsten indikten sonra yapılmış denilen ama rahatça yürünülmeyen 350 metrelik dik taşlı yolu bitirdikten sonra bu kez sizi mekanın sahibi Kültür Turizm İl Müdürlüğü değil işletmeci SICPA gişesi karşılıyor. Orada da tam 125 TL ödeme yapıyorsunuz.(Bu paranın ne kadarını Kültür Bakanlığı alıyor bilmiyoruz.)

Bir kolaylıkla 60 TL’ye Müze Kart alıp yıl boyu diğer müzeleri de ziyaret edersiniz.

Bu arada yabancılar da 125 TL ödüyor ki bu para 6 Euro’ya tekabül etmektedir. Sayın Bakan Ersoy’a önerim bu miktarı en az 10 Euro olarak arttırılmalıdır.

Yani Sümela Manastırı’nda iki adımda bir para ödeniyor. Çünkü kurulan düzen bunu gerektiriyor. Bundan 40 yıl önce sadece 1200 metrelik dik yokuşu en fazla yarım saatte çıkardık. Yapılan karayolunun bence hiç bir faydası yok. Müteahhidine ve de minibüsçülere para kazandırmaktan başka işe yaramıyor.

Orada yapılanlara baktığımda Sümela’yı

alt üst etmişler. Sümela gitmiş yerine çok farklı ve ruhsuz bir yapı gelmiş gibi. Kayaları tutmak için yapılan tel örgüler manastırın çehresini değiştirmiş. Tarihi dokunun içine kafe bile yapmayı ihmal etmemişler. Hiç kimse dur dememiş.

Kısaca Sümela rant kapısı olmuş. Çok da yazık olmuş. Mutlu yarınlar Türkiye’m.

 

Facebook ile Yorum Yapın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.