Askeri havacılığın altın çağı, radara yakalanmayan hayalet uçakların ve çok amaçlı jetlerin mutlak hakimiyeti üzerine kuruluydu. Ancak Orta Doğu’da, ABD-İsrail-İran üçgeninde yaşanan son gelişmeler, strateji kitaplarını kökten değiştiriyor. Gelinen noktada acı gerçek şu: Pahalı taarruz sistemleri, savunma hatlarını yıkabilir; ancak ucuz ve sürdürülebilir mühimmat stoğu ve etkin kullanımı, tüm bir savunma ekonomisini çökertebilir.
Gökyüzünün Görünmezleri (Stealth Uçaklar) ve Yeraltının “Füze Şehirleri”
Batı doktrini, hava üstünlüğünü gelişmiş savaş uçaklarına, bu uçakların iniş kalkış yapabileceği pistlere, mühimmat depolarına, yakıt ikmal sistemlerine ve devasa hangarlara dayandırır. Aslında hava üstünlüğünü sağlayan bu sistemler ve alt yapılar birer “açık hedeftir”.
Ancak İran, bu “açık hedef” stratejisini “yeraltı füze şehirleri” (missile cities) konseptiyle boşa çıkarmıştır. Yerin yüzlerce metre altında, dağların kalbinde kurulan dikey entegre üretim hatları, hammaddenin girmesinden nihai montaja kadar tüm süreci uydulardan gizlemektedir. CSIS (2024) raporlarında vurgulandığı üzere, bu derinlikteki tesisler, sınırlı sayıdaki sığınak delici (bunker-buster) mühimmat stokları için “maliyet-etkin olmayan” devasa bir hedef kümesi yaratmaktadır.
Maliyet Asimetrisi: Bir “Stok Eritme” Sanatı
İsrail’in Demir Kubbe ve Arrow sistemleri teknik birer şaheser olsa da, karşılarındaki en büyük düşman teknoloji değil, matematiksel yıpratmadır. İran, birkaç bin dolara mal ettiği “Shahed” tipi kamikaze dronları ve düşük maliyetli seyir füzeleriyle, savunma tarafının milyonlarca dolarlık mühimmat stoklarını kilitliyor.
IISS (2023) verilerine göre, bir önleme füzesinin birim maliyeti, imha etmeye çalıştığı “ucuz” hedeften bazen 100 kat daha fazladır. Bu asimetri, savunmanın sadece mühimmatını değil, aynı zamanda lojistik ikmal hızını da felç etmektedir. ABD ve İsrail’in İran hava sahasında “kendi evindeymişçesine” uçabilmeleri, İran’dan yer altından fırlatılan binlerce ucuz mühimmatın yarattığı “saturasyon saldırısı” (doyurma saldırısı) gerçeğini değiştirmemektedir.
Altyapı Diplomasisi ve Stratejik Caydırıcılık…Füze In Uçak Out…
İran’ın bu savaşta ispatladığı en kritik askeri başarı, uçaklarla kıyaslanamayacak derecede yüksek bir “idame ettirilebilir taarruz gücü” sergilemesidir. Füzeler, sadece askeri karargahları değil; kendisine karşı topraklarını açan bölge ülkelerinin su kaynaklarını, enerji santrallerini ve kritik sivil altyapısını çökertebileceğini ispatlamıştır. RAND Corporation (2022) analizlerinde belirtilen “altyapı kırılganlığı”, füzelerin artık sadece birer mühimmat değil, aynı zamanda birer “stratejik pazarlık unsuru” haline geldiğini kanıtlamaktadır.
Yazının devamı için; TIKLAYINIZ






